21 Aralık 2010
Like a rolling stone
How does it feel
How does it feel
To be on your own
With no direction home
Like a complete unknown
Like a rolling stone
17 Aralık 2010
Re-re-re Ra-ra-ra
Rezalet üzerine rezalet yaşanan bir sezonda aslında yazacak çok malzeme var ama elim gitmiyor. Ama bu kadarına da pes dedirtecek gelişmeler yaşanıyor. Geçen Fatih Altaylı (kendisinden hazzetmem hiç) yazmış, uzun zamandır ilk defa aklıma yatan bir noktaya değinmiş. Transferleri Hagi yapıyor, sözüne güldüğünden bahsetmiş. Haklıdır. Sene 2000. Galatasaray kendi evinde Denizlispor ile 2-2 berabere kalıyor. Maçtan sonra Hagi maç boyunca kendisini marke eden Bülent Akın'ı tavsiye ediyor yönetime. Tabi bu maçta Bülent Akın'ın markajı altında bir de gol attığını unutuyor herhalde Hagi. Yönetim 8 milyon Dolar karşılığı Bülent Akın'ı transfer ediyor. Belki hala onun transfer taksidini ödüyoruzdur. Yılların kazığıdır yediğimiz, Fenerbahçe'nin Preko'da, Beşiktaş'ın Tabata'da yediği kazıklar yanında pire kalır bence. Seyredenler bilirler, Bülent Akın, bugünün Mustafa Sarp'ına eşdeğer kazmalıkta bir adamdı. Dönemin şartları sebebiyle Lucescu tarafından oynatıldı, ancak Lucescu'nun gidişiyle bu adamın burda ne işi var demiş olmalı Fatih Terim, belki de ikinci döneminin en doğru transfer hamlesidir. Bonservisini eline verdiler, ardında Bolton'a imza attı, bütün sezon sadece bir maçta sonradan oyuna girdi sanırsam. Şimdi Pursaklarspor formasını terletiyor. Premier Lig tecrübesiyle genç futbolculara örnek olacakmış.
Bir de Fatih Tekke ve Colin Kazım'ın Galatasaray'a geleceği yönünde haberler var. Çıkalı 3 gün olan bu haberi yönetim hala yalanlamadı. Zaten kendileri yalan olmuş durumdalar, nasıl hakemleri eleştirmeye utanıyorlarsa herhalde transfer haberlerini yalanlamaya da yüzleri yok. Bu iki adam Florya'nın kapısından girdikleri dakikadan itibaren arıza çıkartma potansiyeline sahipler. Misimovic'i sakız çiğnedi, güldü diye kadrodışı bırakan zihniyet, bu ikisini herhalde Florya'nın zindanlarında falaka cezasına mahkum eder. Fatih Tekke, Schuster gibi bir adama 'fuck off' diyebilmiş, İnönü'nün koridorunda adamın boğazına yapışabilmiş (en azından iddialar bu yönde) biri. Hadi Schuster megalomanın önde gideni, ama arkadaşım adama saygı duyacaksın. Karşında Hamza Hamzaoğlu yok (tabii ona da saygı duymak lazım, o kadar kötü futbolcudan gelecek vaat eden bir teknik direktör olduysa). Schuster dediğin adam futbolun kitabı yazılırken önemli figuranlardan biri olmuş, zaman zaman başrole çıkmış bir adam. Ayrıca sen Karadenizlisin, delisin ama adam senden daha deli. Birde getireceksin bu adamı Hagi'nin önüne koyacaksın. Erol Ersoy'a tüküren, ayağına basan Hagi'nin. Adam futbolculuğunda bütün hakemlere gider koyan, takım arkadaşlarını fırçalayan, futbolcularını her fırsatta aşağılayan (bazıları cidden hakediyor), ayrı bir kişilik. Bunlar için bir kafes hazırlayın Florya'da, içine atın dövüşsünler. O derece yani. Kazım ayrı bir dalga. Adam sabah antremanına sarhoş gelir, buram buram alkol kokar vaziyette Hagi'nin karşısına çıkar, aman ha bir de sakız falan çiğnerse alın size A2 takımına yeni bir transfer daha.
Bu kadar saçmalığın bir arada olduğu başka bir dönem yoktur herhalde. Nereye elini atsan ayrı bir absürdlük. Ali Sami Yen'de son maç. 33. saniyede gol yiyorsun. Arkadaşım, senin buradaki son maçın (Beypazarı maçı var, onu sayma o fasulye zaten).Sen burada dünyayı yenmişsin. Sen burada küllerinden doğmuşsun, milyonları çıldırtmışsın, milyonları ağlatmışsın. Türk futbol tarihini yazmışsın. Son maçın, bari bir gol at, bir atak yap, pozisyona gir. Ne gezer? Koymuşlar sahaya 11 tane kendinden geçmiş adamı, Ali Sami Yen'de son maç! Hagi de "ruh" kelimesini yeni öğreniyormuş. Biri bizimle dalga geçiyor beyler. Yönetim desen Ali Sami Yen'i mi kapatıyor, Mecidiyeköy Halısahası'nı mı belli değil. Ne bir organizasyon, ne bir şenlik, ne bir sürpriz. Ne bir saygı! Tabi, işler kötü gidince kimsede istek kalmamış.
Transfer komitesi kurdular. Olumlu bir harekettir bu bakın. İhtiyaç var böyle bir komiteye, yıllardır bağırıyor taraftar. Çünkü Adnan Sezgin'in izleyip aldığı oyunculardan cacık olmadığı ortada. Bari Cüneyt Kaptan izlesin, en azından senelerce kaptanlık yapmış, Galatasaray tarihinde önemli yeri vardır. Adnan Sezgin gibi lümpenin önde gideni değil. Adnan Sezgin futboldan anlıyorsa ben de Rinus Michels'im, o derece bir adamdan bahsediyoruz. Beleşe alacağım diye Serdar Özkan, Ali Turan, Gökhan Zan'ları takıma dolduran adam işte. Bir de bundan futbolcu transferi bekliyorsun.
13 Aralık 2010
Apertura Şampiyonu: Estudiantes
Geçen postta şampiyonluğun son haftaya kaldığını ve işlerin kızıştığını söylemiştim. Estudaintes bu ortamdan şampiyon olarak çıkmayı başardı. Sezon başı tahminlerinde de en güçlü şampiyonluk adayıydı Veron ve arkadaşları. Apertura'nın son maçında kendi sahalarında Arsenal di Sarandi'yi yenerlerse şampiyon olacaklardı. Aksi zaten düşünülemezdi, 2-0 ile kazandılar. Velez de deplasmanda Racing Club'ı aynı skorla mağlup etti. İki takım birbirine çok benziyor. Averajları aynı, Velez bir gol fazla atmış ve bir gol fazla yemiş, mağlubiyet sayıları da aynı. Son maçlarını dahi aynı skorla kazandılar. Aralarındaki tek fark Estudiantes'in bir galibiyet fazlası. İkisinden daha iyi maçlar çıkaranı Velez'di bu sezon. "Tanque" Silva, Juan Martinez, Jonathan Cristaldo, Maxi Moralez gibi üst düzey adamları var hücum hattında. Velez, iyi kadrosu ve etkili hücum hattıyla Clausura'da iyi işler yapacaktır.
Alttaki, Estudiantes 2009'da Libertadores'i aldıktan sonra çekilen bir fotoğraf. Veron kupaları kimselere bırakmamış. Dünya kupasında yaşına rağmen daha bitmediğini göstermişti. Ne de olsa büyük kaptan.
UFC 124
GSP, 5 raundda Kos'u "direk" (jab) manyağı yaparak kazandı (sayısız direklerinden biri üstte). Daha ilk raundun sonunda Kos'un sağ gözü balon gibi şişmişti, sonradan orbital kemiğinin kırıldığı anlaşıldı (altta). GSP'nin her savurduğu yumruk Kos'a isabet etti desek yanlış olmaz.
Hakemler 5 raundu da GSP'ye verdi, böylece GSP 2006'da BJ Penn'e verdiği bir raunddan beri kimselere bir raund dahi vermeme geleneğini sürdürdü. 8 maçtır kazanıyor ve bunlardan 5'i title defense / unvan maçıydı. 19 maçlık UFC serüveninde eski şampiyon ve hall of famer Matt Hughes ile 3 kere karşılaştı, 2 kere kazandı, eski hafif siklet ve welterweight şampiyonu BJ Penn'i 2 kere yendi, Thiago Alves gibi Brezilya'nın Muay Thai şampiyonu genç ve hırslı bir dövüşçüyü domine ederek yendi, Koscheck'i 2 kere yendi, Matt Serra'ya ilk karşılaşmalarında ünvanını kaybetti, ikinci karşılaşmalarında 2. raundda teknik nakavt ile kazandı (maç sonunda Matt Serra'nın yüzünün şekli değişmişti), Dan Hardy gibi bir boğayı 5 raund boyunca istediği gibi yere devirdi ve yerden kaldırmadı, ayrıca neredeyse adamın kolunu kıracaktı iki ayrı kol kilidi (biri kimura, biri armbar idi) denerken, Frank Trigg ve Sean Sherk gibi iki veteranı birer kere yendi. Kendi sikletindeki en iyi 10 dövüşçünün 7-8 tanesini, bazılarını iki kere yenen bir adam daha ne yapsın?
Karşılaşmalarından aylar önce başlamıştı gerginlik. Kos, GSP'ye karşı title shot hakkını UFC 113'ün yapıldığı Montreal'de, GSP'nin memleketinde Paul "Semtex" Daley'i yendiği karşılaşma sonrasında kazanmıştı (hatta karşılaşma bittikten sonra karar açıklanmadan hemen önce Daley Kos'a bir yumruk çakarak kendi sonunu hazırlamış -resimler altta-, günler sonra UFC ile kontratı feshedilmişti). Kafes içinde canlı yapılan röportaj sırasında (main card'daki her karşılaşma sonunda kazanan dövüşçü ile spikerlerden Joe Rogan -kendisi eski bir komedyen olup, ayrı bir kişiliktir, daha sonra bahsederiz- bir röportaj yapar ve çoğunlukla krşılaşmaya nasıl hazırlandığını ve dövüş hakkındaki yorumlarını sorar, eğer spektaküler bir nakavt varsa, nakavt eden darbeyi nasıl vurduğunu anlattırır) Kos, Montreal halkına seslenerek "GSP'yi yenecem ulan burda" şeklinde gayet antipatik bir açıklama yapmıştı.
Daha sonra GSP ve Kos'un TUF 12'de karşılıklı koçluk yapacakları açıklandı. Şovun çekimleri sırasında Kos "trash talk" / bok atma olayına başladı. Her fırsatta GSP'yi iğnelemeye çalıştı, onunla dalga geçerecesine konuşarak onu nasıl yeneceğinden falan bahsetti, işte çenesini göstererek "bak tam buraya vuracam oğlum" vs. şeklinde GSP'nin sinirlerini oynatmaya çalıştı ama adam mülayimin önde gideni, ağzını açmadı bu kışkırtmalara. Kos bu sıralarda GSP'nin kendisiyle ayakta dövüşmekten kaçacağını söyleyip durdu. GSP uzun süre bu söylemlere pek aldırış etmedi. TUF 12 bittikten sonra, karılşamaya bir hafta kala trash talk alevlendi, ama bu sefer GSP'de karakterine aykırı bir şekilde Kos hakkında yorum yapmaya başladı: "The bully will be bullied. I'm going to be relentless". Kısacası "Ağzına sıçacağım Kos'un".
Bu arada karşılaşmadan önce yapılan ve weigh-in denilen kilo ölçümlerinden sonra iki dövüşçü yumruklarını birbirlerine uzatarak basına fotoğraf verirken GSP'nin Kos'un yüzüne karşı yumruğunu titreterek, "Lan it herif, yedirecem sana bu yumruğu!" pozları muhteşemdi (Dana White (UFC başkanı) denen dananın -bu herifin danalıkları da ayrı bir konudur- da Chili Peppers tişörtü giymesi!).
Kos ısrarla GSP benimle ayakta dövüşemez derken, GSP efsanevi Freddie Roach ile günlerce boks çalışmıştı. Çalışmasının karşılığını da Kos ile ayakta dövüşüp onu darmadağın ederek aldı. Gerçekten çok etkileyici ve patlayıcı direkleri, kroşeler, alçak tekme kombinasyonları, yüksek tekmeler, kısaca birçok boks ve kickboks hareketini birleştirerek Kos'un aklını götürdü. 110 isabetli vuruşuna karşılık Kos sadece 16 isabet sağlayabildi. Karşılaşmadan sonraki basın toplantısında GSP, ilk karşılaşmalarında güreş yeteneği ile, şimdikinde ise boks yeteneği ile kazandığını, iki karşılaşmada da Kos'u şaşırtmayı başardığını söyledi. Ancak Kos'u nakavt ederek karşılaşmayı daha erken bitirememiş olduğu için özür dilemeyi de ihmal etmedi. Hedefine ulaşamadığını söyledi, ama Kos'un yüzünün şeklini değiştirerek bence TUF 12 ve Kos'un trash talk'unun intikamını almış oldu.
GSP muhtemelen UFC 131'de, Nisan 2011 civarı eski Shooto, Elite XC ve Strikeforce şampiyonu, yeni UFC elemanı Jake Shields ile unvan maçına çıkacak. Shields BJJ ve submission (kilit) ustası olarak görülüyor. Yer oyunu mükemmel denebilecek kadar iyi. Bugüne kadar Carlos Condit (ki kendisi Dan Hardy gibi bir boğayı tek yumrukta kendinden geçirmiştir), Dan Henderson, Mike Pyle, Paul Daley, Yushin Okami gibi adamları yendi. 2005'ten beri, 15 karşılaşmadır kaybetmiyor. Ama ne olursa olsun GSP'ye rakip olması mümkün değil.
9 Aralık 2010
Apertura'da Şampiyonluk Heyecanı
Estudiantes, River'a 4 çekti, hem de El Monumental'de! Superclasico'da Boca'yı yıkan adam Maidana 47. dakikada kırmızı kart gördü, ama o dakikada skor 3-0 olmuştu zaten. Alt biteceğini düşünüyordum, ama Estudiantes bildiğiniz patladı River'a ve liderliği korudu.
Velez, kişisel favorilerimden Jonathan Cristaldo'nun iki golüyle Huracan'ı yenerek takibi sürdürdü. Yahu forvet arıyoruz fellik fellik, adam burada işte. Arjantin U-20'lerde de oynadı. Milli takıma adaydır formunu devam ettirirse. Youtube'dan izlesen bile alırsın bu adamı.
Şampiyonluk son maça kaldı, ki Arjantin'de son dakikada el değiştiren şampiyonluklar meşhurdur. Son haftanın fikstürü ise müthiş. Lider Estudiantes, kendi sahasında üçüncü sıradaki Arsenal di Sarandi ile, ikinci Velez ise deplasmanda dördüncü sıradaki Racing Club ile karşılaşıyor. Buradan her türlü sonuç çıkabilir. Ben Velez'in şampiyon olmasını isterim, Cristaldo sebebiyle sempatim vardır, ayrıca bu sene gerçekten çok iyi maçlar çıkardılar.
Bedtime Stories
Galatasaray'ın Bursa'dan Sercan ve Volkan'ı alacağını yazıyor gazeteler. Bunlardan önce bir Ozan İpek tercih edilemez miydi? Sercan'ın gollerinden önce Helin Avşar, Ece Erken gibi insanlarla birlikte olduğu konuşuluyor. Volkan'ın ise disiplinsizlikleri meşhur son zamanlarda. Galatasaray'ın buna mı ihtiyacı var, yoksa saçma sapan nedenlerle kadro dışı kalan Misimovic'in tekrar kazanmaya mı?
Bu transfer dönemi de hayaller kuracağız, kandırılacağız, kullanılacağız, uyutulacağız. Yeni stadın heyecanıyla başarısızlıklar örtülmeye çalışılacak, birlik beraberlik mesajları vs. Bu film ne zaman bitecek merak ediyorum.
8 Aralık 2010
UFC
Ultimate Fighting Championship. Kısaca UFC. Bir MMA (mixed martial arts - karma dövüş sanatları) dövüş organizasyonu. Şuradan bir göz atabilirsiniz. Burada boks, muay thai, brasilian jiu-jitsu, kickbox, judo, güreş gibi sporların birlikte kullanıldığı bir kafes dövüşü söz konusu. Rakibinizi yenmek için çok iyi bir boksör veya çok iyi bir güreşçi olmanız yetmiyor. Saydığım teknikleri birbiriyle karıştırmanız gerekiyor. Çok vahşi, şiddet içeren bir spor gibi gözüküyor, aslında öyle, bazen kan gövdeyi götürüyor. Ama asıl etkileyici olanı sporcuların çok iyi birer taktisyen olmaları, her dövüşe rakibe göre farklı tekniklerle hazırlanmaları, kafeste sinirlerine hakim olanın ve sabırlı olanın kazanması gibi unsurlar. Bir göz atmanızı, birkaç dövüş seyretmenizi tavsiye ederim. Yeni başlayanlar için, neden bahsettiğimi anlamanız adına UFC 121 Lesnar vs. Cain.
11 Aralık'ta çok uzun zamandır beklediğim bir karşılaşma var. Georges St-Pierre (GSP) vs. Josh Koscheck (Kos). GSP, kyokushin karate'de siyah kuşak sahibi, ayrıca güreş altyapısı olmamasına rağmen muhteşem bir güreşçi ve aynı zamanda muay thai ve bjj dövüşçüsü. Kos ise liseden beri güreş yapan ve Amerika'da güreş şampiyonlukları bulunan bir dövüşçü. İkinci kez karşılaşıyorlar. İlkinde GSP Kos'u 3 round boyunca resmen yerden kaldırmayarak karşılaşmayı kazanmıştı. Şimdiki karşılaşma ilkinden çok daha önemli, çünkü bu bir şampiyonluk maçı. GSP welterweight şampiyonu, Kos ise altın kemeri istiyor. Kimin kazanacağı bence malum, GSP her zaman bir önceki dövüşten sonra kendisini daha da geliştirmiş olarak çıkıyor kafese. Kos'un şansı yok.
Aforizmalar
Bursaspor, ligimizin son şampiyonu. Üstelik iyi futbolla, hakederek, üç büyükleri yenerek şampiyon olmuşlardı. Sonrası malum. Süper kupada Trabzonspor'dan yenilen üç gol ve oynana kötü futbol, şampiyonlar liginde her maç dökülmeleri ve son maçta Rangers karşısında bir puan alarak tarihe geçmekten (!) kurtulmaları, ligde geçen seneyi aratan bir futbol oynamaları ve son maçlarında Beşiktaş'a yenilerek zirveden uzaklaşmaları. Türk futbolunun geldiği nokta işte budur. İstikrarımızı çoktan kaybettik, hatta bir ara yakalayıp yakalamadığımız bile tartışılır. Daha doğrusu evet, senelerdir süregelen başarısızlık da bir istikrardır. Milli takımın istikrarsızlığı da Türk futbolunun geldiği noktanın aynasıdır. En açık ve seçik örneği de uzun yıllar futbolumuzun lokomotifi olmuş Galatasaray'ın içler acısı halidir. Bu tabloda bu sene Fenerbahçe şampiyon olsa ne olur, Trabzonspor şampiyon olsa ne olur? Trabzon şampiyon olsa, en fazla Anadolu devrimi devam ediyor derler, ancak Avrupa'da hüsran bekler yine bizi. Kendi kendimize efsaneler yaratır, methiyeler düzer dururuz. Portekiz, Romanya, Ukrayna. UEFA ülke puanı sıralamasında yarıştığımız ülkeler. Daha ne söyleyeyim?
------
Adamlar dünyanın en büyük derbisini son 5 maçtır kazanıyorlar. Hem de öyle böyle değil. 5-0, 6-2 gibi skorlarla, toplam 16 gol atıp, sadece 2 gol yiyerek, top göstermeyerek, resmen şov yaparak kazanıyorlar. Şu anda Barcelona'dan daha iyi takım yok, burası kesin. Altın topu da Xavi almalıdır, adamın her maçı ayrı bir resital.
------
Misimovic kadro dışı bırakıldığından beri ne değişti Galatasaray'da? Sorun Misimovic'in çiğnediği sakız mı? Trabzonspor mağlubiyetinden sonra üzüntüden kahrolmaması, takım otobüsünde gülümsemeye devam etmesi mi? Birincisiyse takıma sakız çiğneme yasağı getirilsin, ikincisiyse duyduğumuz ve gördüğümüz kadarıyla zaten kimsenin mağlubiyetlerden sonra ağlaştığı, hayata küstüğü yok, herkes kendi havasında takılıyor. Taraftarın bu kadar salak yerine konduğu bir başka dönem daha hatırlamıyorum.
-------
Apertura'da 17 maç sonunda Estudiantes lider, Velez de arkasında. Velez şu ana kadar Apertura'nın en iyi top oynayan takımı. Estudiantes zaten son senelerde hep favoriler arasında. Son iki haftaya girilirken Estudiantes 39, Velez 37 puanda. Estudiantes bu hafta River deplasmanında. Velez ise lig sonuncusu Huracan'ı ağırlıyor. Bu iki maç bugün oynanacak ve lider değişebilir. River 17 maçta 17 gol ile üst sıralardaki takımlar arasında en az gol atan takım. Mariano Pavone sakatlıktan kurtulup ilk 11'e girdiğinden beri bizim Funes Mori'den tık yok. River'ın gol yatakları kurumuş durumda. Maçın alt bitme ihtimali olası. River, Superclasico'da Boca'yı tek golle devirmişti, ama Estudiantes, Boca değil. Velez golcü bir takım, çok iyi bir forvet hattı var, zaman zaman eski postlarda dile getirmiştim. Velez'in galibiyeti banko diyorum, River-Estudiantes alt biter.
-------
8 Kasım 2010
Uzun bir ara...
Yazmaya başlarken heyecanlarımdan birisi Galatasaray idi. Heyecanımı biraz erken kaybettim sanırım, iddiası olmayan bir takımdan öteye gidemedi Galatasaray. Beni en başta heyecanlandıran herşey kötüye gitti ve sonunda sıradanlaştı. Sezon açılırken takımı bir üst seviyeye taşıyacak transferler yapılamadı. Daha sonra UEFA'dan elendi takım. Lige kötü başladı, Sivas ve Bursa'ya yenildi. Transferin son gününde Misimovic (ve Insua, ama o bu yazının konusu bakımından bir figürandır şimdilik) transfer edildi. Ligde ilk 8 maçta ancak 4 galibiyet alındı, geri kalan 4 maç kaybedildi. Futbol olarak geçen seneden bir santim ileri gidilemediğini gözlemledik üzüntüyle. Kewell, Arda, Baros sakatlandı, yerine girenler katkı veremedi. Ve Rijkaard & Co. gönderildi. Benim için kayış işte burada koptu. Bardağı taşıran son damla ile birlikte ne umudum, ne de isteğim kaldı artık. Benim tepkim kesinlikle Rijkaard'a değildi, kendi yanlışları içerisinde çırpınan yönetimledir alıp veremediğim. Takımı sonuna kadar desteklerim, çünkü renklerle benim işim, 90'larda ve 2000'lerin hemen başında hissettirdikleriyle, yaşattığı gururla, hırsıyla, savaşçılığıyla. Ama çok isteyerek almak istediğim kombineyi almaktan vazgeçiyorum, kendi çapımda yönetime tepki koyuyorum. Ve bundan sonra Hagi'ye, Tugay'a, Cana'ya, Misimovic'e, Ayhan'a, kısaca desteği hakeden herkese (birkaç kişi hariç, kim oldukları malum) sonuna kadar destek vereceğim, takım ne kadar kötüye giderse gitsin bunun yönetimin sorumluluğunda olduğunu bilerek ve asıl eleştirilmesi gerekenin yönetim olduğunu görerek.
Haftasonu Trabzonspor'a yenilmiş olmak kimseyi perişan etmemeli. Umutlar ve hevesler kaybolabilir, ama sevgi asla kaybolmayacaktır. İki sezondur yaşananlar içimizde bazı yaralar açmış olabilir, ama bilmek gerek ki bazı yaralar diğerlerinden çok daha çabuk iyileşir. Bunun yolu da sevgiden geçer. Takımı seviyorum, tarihinin en kötü başlangıcını yapmış olduğu için Galatasaray'dan nefret etme, takımı bırakma noktasına gelemem. Ayrı birşeydir Galatasaray sevgisi, başarısızlıklarla silinip gidecek geçici bir heves değildir. Buraya kadar iyi, güzel, ama kimse hayatını Galatasaray sevgisine de bağlamamalıdır. Bir mağlubiyette yaşama sevincini kaybeden, sokağa çıkamaz hale gelen insanlardan olmadım hiçbir zaman. Hayatta daha çok değer verdiğim şeyler oldu hep. Biraz uzaklaştım belki, ama kim sevdiğinden uzaklaşmaz ki zaman zaman.
Diğer motivasyonumu da gerçekleştirmiş oldum, hayat futboldan ibaret değil. Hayatın kendisi büyük bir oyun alanı ve o kadar çok yaşanan şey var ki etrafta, hayatı futbolla sınırlamak büyük aptallık olurdu. Sevdiğinizden uzaklaştığınıza başkalarının hayatlarını merak edersiniz bazen, oturup diğerlerini gözlemlemek lazım. Bu şekilde neyin yanlış gittiğini ve nerede hata yaptığınızı görmeniz olasıdır. Yoksa eve kapanıp dört duvar arasında yaşayarak kimsenin birşey görebileceğini sanmıyorum. Hayat dışarıda bir yerlerde ve bu gezegende sadece siz yoksunuz. Bu gezegende sadece Galatasaray yok, olmamalı da zaten. Etrafınıza baktığınızda hayatta Galatasaray'dan çok daha kötü giden şeyler olduğunu da göreceksiniz muhtemelen, eğer fildişi kulede yaşamıyorsanız.
Hayat sürprizlere açıktır, beklemediğiniz şeylerin olması hayatın rengidir, monotonlukla savaşınızda elinizdeki en büyük kozdur. Kim bilir, belki de bize bunları hissettiren Galatasaray, yarın beklenmedik birşey yapar, içinde vardır çünkü, mayasında vardır. Kim bilir, belki de geriden gelmek bir avantajdır, kimsenin şans vermediği bir dönemde herkesi şaşırtacak bir sonuç çıkabilir. Umutlar kaybolabilir, ama Galatasaray'ın yapacaklarının da sınırı yoktur. Belki de tek yapmamız gereken sabretmektir. Belki de zaman gerçekten herşeyin ilacıdır.
Herkese sevgiler ve bol sabırlar...
7 Eylül 2010
Apertura Güncellemesi
4. haftada müthiş bir derbi vardı La Bombonera'da. Boca, ezeli rakiplerinden Velez'i 2-1 ile mağlup etti. Maçtan önce mutlak favori Velez olmasına rağmen, Boca'nın karakter gösterebileceği konuşuluyordu. Boca, Arjantin'de zor maçların takımı olarak bilinir, önemli maçlarda ne kadar düşüşte ve moralsiz olurlarsa olsunlar, bir şekilde küllerinden doğmayı başarırlar. Velez maçında da bu oldu. Boca'nın golleri, Kazakistan maçında Arda'nın attığı golün bir benzerini atan Sebastian Battaglia ve bu sezon 36 yaşındaki Martin Palermo'nun yerine çokça izleyeceğimiz Lucas Viatri'den geldi. Velez'in tek golünü ise başarılı golcüleri "El Tanque" Silva attı. Bu galibiyetle ilk üç maçta sadece bir puan alabilen Boca (ve elbette şampiyon hoca Borghi) biraz rahatlamış oldu.
Ta ki 5. hafta maçları oynanana kadar...
Ta ki 5. hafta maçları oynanana kadar...
Boca 5. haftada yine La Bombonera'da bu sefer San Lorenzo ile karşılaştı. Sebastian Balsas ve Juan Menseguez ile 2-0 öne geçen San Lorenzo, son dakikada Martin Palermo'nun dürttüğü topun direği dibinden kaleye girmesiyle maçı 2-1 kazandı. Boca bir önceki hafta herkesi yanıltarak lider Velez'i yendiği evinde, herkesin kazanmasını beklediği San Lorenzo maçını kaybederek tekrar alt sıralara geriledi. Bu sezon Riquelme'siz Boca'nın ilk 10'u görmesi zor gözüküyor. Taraftar dört gözle Riquelme'nin sahalara dönmesini bekliyor, kadro kalitesi üst düzey olan Boca'da tek eksik takımda bütün hatları bir arada tutan bir yapıştırıcının olmaması. Bu açıdan Riquelme'nin bir 404 görevi gördüğü aşikar. Bu arada maçta daha ilk yarıda iki sarıdan kırmızı kart görerek Boca'yı on kişi bırakan ve mağlubiyeti kaçınılmaz hale getiren Gary Medel'e de bir parantez açalım.
Velez ise Boca mağlubiyetinin ardından bir diğer ezeli rakibi River Plate ile kendi sahasında oynadı. Velez favori olarak çıktığı maçta santraforları Juan Martinez ile ilk golü bulan taraf oldu. Ancak Diego Buonanotte 8 dakika sonra uzaktan düzgün bir vuruşla durumu 1-1'e getiren golü buldu. İkinci yarıda baskıyı artıran Velez, "El Tanque" Silva'ın kendisine yapılan faul sonucu kazanılan penaltıyı gole çevirmesiyle 2-1 üstünlüğü sağladı ve maç bu sonuçla sona erdi. Velez, Arsenal de Sarandi'nin geçen senenin Clausura şampiyonu Argentinos Juniors'u 1-0 yenerek liderliği korumasıyla birlikte averajla ikinci sıraya yerleşti. Argentinos Juniors ise geçen seneki formunu arıyor. Argentinos, 5 maçta 2 puan ile 19. sırada yer alıyor.
1 Eylül 2010
Misimovic, Insua, Sistem
Misimovic'in yılan hikayesine dönen transferi tamamlandı. Wolfsburg'a 3 taksitte ödenmek üzere 7 milyon Euro verilecek, Misimovic ise yıllık 2 milyon Euro ve maç başına 10.000 Euro alacak. Maliyet açısından bakarsanız Elano'dan ve Keita'dan daha düşük maliyetli bir transfer oldu. Ayrıca Keita ve Elano, Galatasaray'a gelmeden önce takımlarının as oyuncusu değillerdi, ama Misimovic sezon başına 45 maçtan fazla oynayan ve 10 gol 10 asist barajını aşan bir oyuncu. Son iki sezonda Bundesliga'da toplam 37 asist yapmış ve asist krallığında zirvede yer almış bir isim. Dolayısıyla kelepir olmasa da oldukça uygun şartlarda gerçekleştirilmiş bir transfer olduğu konusunda kamuoyu hemfikir.
Insua ise Galatasaraylılar için sürpriz bir isim açıkçası. Karpaty maçlarında Hakan Balta'nın çöküşünden sonra, özellikle Çağlar'ın birçok futbolcunun başını yemiş olan pubis sakatlığından dolayı ameliyat olduğu ve dönmesinin en az 2 ayı bulacağı bir ortamda sol bek tercihi çok mantıklı. Rijkaard'ın Karpaty maçından sonraki defans oyuncusu istediğine ve fakat bunun gerçekleşmediğine dair açıklamalarından sonra bu beklenebilir bir gelişmeydi aslında. Aziz Yıldırım tarafından Aykut Kocaman'ın istediği her transferin yapılması biraz da yönetimi harekete geçirmiş olacak.
Biraz daha yakından bakalım yeni isimlere. Misimovic, Bundesliga'yı takip edenlerin tanıdığı bir futbolcu. Önünde oynayan forvetleri gol kralı yapan bir pasör. Şampiyon oldukları sene Grafite, geçtiğimiz sezon ise vatandaşı Dzeko'nun gol kralı olmaları hiçbir şekilde tesadüf değil. Özellikle Misimovic'in Dzeko ile uyumu çok önemliydi Wolfsburg için, bunu hem Bosna Milli Takımı tekni direktörü Saffet Susic, hem de Dzeko'nun kendi ağzından dinleyebilirsiniz. Bence Diego Wolfsburg'da bir Misimovic etkisi yaratamayacak. O zaman neden Wolfsbug Misimovic'i gözden çıkardı? Cevabı basit, isteksiz oyuncuyu takımda tutmayacaksın. Misimovic uzun zamandır ayrılmak istediğini yönetime iletiyordu. Kendi açıklamalarında da geçtiğimiz sezon yaşadığı bazı problemler yüzünden attığı gollere sevinemediğini söylüyor.
Misimovic'in ayrılma nedeni huzursuzluğuydu, ancak Insua tamamen devamlılık sağlayabileceği bir kulübe gitmek için ayrıldı Liverpool'dan. Geçen sezon Aurelio'nun yaşadığı sakatlık sorunları sebebiyle formayı kapan Insua, Reds forması altında 44 maça çıktı. Bu dönemde Aurelio'ya teklif edilen yeni kontratın, maç başına ücrete sıcak bakmayan Aurelio tarafından reddedilmesi de Benitez'in Insua tercihini yapmasında etkili oldu. Herkes sezon sonu sözleşmesi bitecek olan Aurelio'nun takımdan ayrılacağını düşünürken, takımdan ayrılan Benitez oldu ve Hodgson Aurelio'ya iki senelik yeni bir sözleşme teklif etti. Aurelio'yla tekrar anlaşan Hodgson, eski takımı Fulham'ın sol beki Paul Koncesky'yi de kadrosuna katarak bir anlamda Insua'yı gözden çıkardığını gösteriyordu. Insua, bu iki oyuncunun arkasında kalacağını düşünmüş olacak ki, ayrılmayı doğru buldu ve kendisine ihtiyacı olan bir takıma transfer oldu.
İyi de oldu.
---------------
Oyuncuların teknik analizini yapmayı gereksiz buluyorum. Kendime göre fikirlerim var elbet, ama oynadıkça kimin ne olduğu anlaşılacaktır. Ancak takımın oynamak istediği sistem ve diziliş ile ilgili birkaç şey söylemek gerekiyor. Rijkaard'ın kafasındaki defans dörtlüsü Sabri, Neill, Hakan, Insua şeklinde olacaktır. Neill gibi Puyol-vari bir stoperin yanına, Pique-vari bir pasör olan ve pozisyon almasını bilen bir stoper olarak Hakan'ı yerleştirmeyi düşünüyor Rijkaard. Geriden oyun kurmakta zorlanan Galatasaray'da Neill'ın isabetli paslarını görebiliyoruz ancak Servet'in şişirme uzun toplarının %90'ının rakibe ya da oyun dışına gittiğini düşünürsek, bu mantıklı. Rijkaard nasıl kalecilerin topu degaj yapmalarındansa, defansa verip oyunun geriden başlamasını istiyorsa, defans oyuncularının da pas yaparak topu ileri taşımalarını istiyor. Bunun için de Servet seçimi Rijkaard'ın sistemini arızaya uğratıyordu. Insua'nın gelişiyle Hakan artık stopere geçebilir ve Galatasaray geriden oyun kurma konusunda sıkıntı yaşamaz. Bununla birlikte Rijkaard'ın genel isteği bek oyuncularının hücumcu olmaları. Sabri'nin hücum gücünü biliyoruz, Ali Turan o bölgede ofansif açıdan yeterli olamadı. Geçen sezon asıl sol bekte çoğu zaman sorun yaşadı Galatasaray. Caner'in aslen bir sol orta saha/açık olması, bekte oynadığında ortaya vasat altı bir görüntü çıkmasına sebep oldu. Ne hücumda etkili olabildi Caner, ne de defansta. Ancak Insua orijinal bir sol bek. Mevkisi, yetenekleri, altyapısı ve alışkanlıklarıyla beraber o bölgede Caner'den çok daha etkili olacaktır. Çok uzun boylu olmasa da zamanlamasının ve pozisyon alma yeteneğinin iyi olması sebebiyle hava toplarında etkili, çok driplingli olmasa da hızlı hücuma çıkabilen, etkili orta ve pas çıkarabilen bir oyuncu Insua. Bu açıdan bakıldığında Galatasaray'a sınıf atlatmaz, ama faydalı olacağına şüphem yok.
Asıl önemli olan orta saha kurgusu. Elde olan orta saha oyuncuları Elano, Misimovic, Cana, Mustafa, Ayhan ve Barış. Misimovic'in banko oynayacağını düşünürsek geriye iki oyuncu kalıyor. Bunlardan birisi kesinlikle Cana olmalı. Kesiciliğiyle, rakibin oyununu bozan yapısıyla, sertliğiyle o bölgede ihtiyaç duyulan adam. Özellikle basit oynaması, maceraya girmemesi, dolayısıyla hata yapma ihtimalinin düşük olması o bölge için Cana'yı vazgeçilmez kılıyor. Onun yanına iyi top yapabilecek aynı zamanda oyunun iki yönünü de iyi oynayabilecek bir adam lazım. Bu adam mevcut kadroda bana göre Ayhan olur. Elano'nun defansif yönü zayıf, kondisyonu yetersiz ve asıl rakip ceza sahasına yakın oynadığında etkili olduğu açık. Bu sebepe ilk tercih, son birkaç maçta takımın en iyisi olan Ayhan olmalı. Dizilişi 4-2-3-1 olarak düşünürsek defans dörtlüsünün önündeki ikilinin Cana ve Ayhan'dan oluşması ve önlerindeki üçlünün ortasında oyunkurucu olarak Misimovic'in oynaması bana daha mantıklı geliyor. Misimovic'in katkısıyla beraber Arda'nın üzerindeki ofansif yükün de kalkacağı ortada. Kewell'ın yokluğunda takımdaki tek yaratıcı oyuncu Arda'ydı ve takım O'nun ayağına bakıyordu. Şimdi Misimovic'in girmesiyle bu durum değişecek.
Forvette ise Baros ve Arda rakipsiz. Arda'nın rakip yarı sahanın heryerinde oynayabildiği düşünüldüğünde, oynayabilirlik durumuna göre Pino'yu sağda veya Kewell'ı solda tercih edebilirsiniz. Yeri geldiğinde Kewell'ın Baros'un mevkisinde tek santrafor olarak oynayabilmesi de aslında esnek bir kurgu sağlıyor. Mehmet Batdal'ın uzun süre takımdan ayrı kalacak olması sebebiyle bu bölgede Baros-Kewel rotasyonunu izleyebiliriz. Ama yine de kadro derinliği açısından bu bölgeye bir takviye yapılması düşünülebilirdi. Bunun dışında Elano'nun sağ orta saha olarak oynayabildiğini de göz önünde bulundurmak lazım. Yeri geldiğinde Sivas maçında Emra Çolak'ın oynadığı bölgede Elano'da oynayabilir. Tabii bunun için bekinin, yani Sabri'nin Maicon rolüne soyunması gerekiyor, ki bu biraz uzak bir ihtimal. Ama Elano'nun yeteneklerini sergileyebilmesi açısından rakip kaleye mümkün olduğunca yakın ve tehlikeli bölgelerde topla buluşması gerektiği artık herkesin ortak kanısı. Ayrıca ofansif yükün paylaşılması adına da önemli bir tercih olabilir. Serdar Özkan'ın bu takımda yeri olmadığını düşünüyorum. Olsa dahi üçüncü tercih olmaktan öteye gidemeyecektir. Elbette kesin konuşmamak lazım, özellikle driplingleri ve pas oyunu üzerine çok çalışmaya devam ederse iyi bir yedek olabilir.
Sonuç olarak mevcut kadronun Rijkaard'ın kafasındaki futbolu oynayabileceğini ancak kadro derinliğinin istenilen düzeyde olmadığını düşünüyorum. Galatasaray'da özellikle sakatlık konusunun büyük sorunlara yol açtığı bilinirken, kadro derinliğinin oluşturulması gerektiği ortada. Kalecilerin durumunu bir kenara bırakırsak defansta Sabri'nin yedeğinin Serkan Kurtuluş olması gerekirken Ali Turan'ın tercih edilmesi, Çağlar'ın ve forvette Baros'un alternatifi olan Mehmet Batdal'ın uzun süre oynayamayacak olmaları, Pino'nun sakatlık dosyasının kabarık olması, Kewell'ın aşırı yüklemeye karşı yorgunluk ve sakatlıkla tepki vermesi gibi etkenler, bu uzun maratonda yedek kulübenizin de zengin olmasını gerektiriyor. Galatasaray'da bunun sağlanamamış olması, ileride kadro kurgusunda bazı problemlerin yaşanabileceğinin bir işareti.
26 Ağustos 2010
Rogelio "El Mellizo" Funes Mori
River Plate takımında 19 yaşında ilk 11'e yükselmek kolay iş değildir. Çok özel bir futbolcu olmadığınız sürece, altyapısından her sene onlarca futbolcu yetişen bu takımda yer bulamazsınız kendinize. Rogelio, tartışmasız çok özel bir genç oyuncu. Apertura'nın ilk maçında Tigre'ye karşı takımının tek golünü atarak maçı kazandırması, Independiente karşısında durumu 1-0 ve 2-1'e getiren golleri atması, O'nun bir "winner" (kazanan) olduğunu, olgunluğunu ve soğukkanlılığını gösteriyor, yabancı basında "sharpshooter" (keskin nişancı) olarak adlandırılmaya başlamış bile. River'a ilk 3 haftada neredeyse tek başına 6 puan kazandırdı ve Velez ile birlikte 9 puanla ilk iki sıradalar.
| Jose ve Rogelio Funes Mori. İkisinin de lakabı "El Mellizo" (ikiz). |
Rogelio'nun hikayesi ilginç. Arjantin doğumlu, kendisi gibi bir futbolcu olan ikizi Jose ve ailesi ile birlikte 10 yaşındayken Dallas'a taşınıyorlar. Orada ikizinin de katıldığı bir reality show yarışmasını kazanıyor ve Dallas FC kulübünün altyapısına seçiliyor, daha sonra Stamford Bridge'de Chelsea ile birlikte antrenmanlara katılma şansını yakalıyor. İngiltere'deyken tesadüfen River Plate'in genç takımı da bir turnuva için orada bulunuyor ve keşfedilip ikizi ile birlikte River Plate'e transfer oluyor. İkizi Jose genç takımla çalışırken, kendisi geçen sene River Plate A takımı ile ilk 11'de forma giymeye başlıyor ve oynadığı ilk 6 maçta 5 gol atıyor, hatta Racing Club maçında hat-trick yapıyor ve sürati, top tekniği ve bitiriciliği ile Avrupalı scoutların dikkatini çekmeyi başarıyor. Ancak River kötü bir sezon geçiriyor ve Rogelio kendini daha fazla gösterme fırsatı bulamıyor. Rogelio geçen sene Racing Club karşısında yaptığı hat-trick sonrasında Sir Alex Ferguson tarafından da izlenmeye başlanmıştı ve Manchester'a transfer olacağı konuşuluyordu. Ancak O, Hernandez ve Bebe'yi transfer etmeyi tercih etti. Şanssızlığı geçen sene River'ın kötü bir sene geçirmesi ve şampiyonluk yarışından uzak kalmasıydı. Ama bu sene Rogelio'nun katkısıyla 3'te 3 yaptılar ve şampiyonluk için iddialılar. Buonanotte, Ortega ve Villalba gibi iyi isimlere sahipler ve oturmuş bir kadroları var.
Rogelio şimdiden Juventus, Milan, Napoli, Fiorentina ve Palermo tarafından izleniyor. Bu sene göstereceği performansa göre 1-2 sene içinde İtalya'nın yolunu tutmasını bekliyorum.
Rogelio şimdiden Juventus, Milan, Napoli, Fiorentina ve Palermo tarafından izleniyor. Bu sene göstereceği performansa göre 1-2 sene içinde İtalya'nın yolunu tutmasını bekliyorum.
Diego Wolfsburg'da!
Beklenen oldu. Wolfsburg oyuncuyla haftalar öncesinde anlaşmıştı zaten, 20 milyon Euro'ların konuşulduğu bir ortamda 15 milyon Euro'ya işi bitirdi. Juventus'un harcadığı paralar sonrasında br oyuncuyu satmaya ihtiyacı vardı. Bu da geçen sene beklentilerin altında kalan ve yapılan transferler sonucu bölgesinde alternatifleri çoğalan Diego'ydu. Şimdi sıra Misimovic'te. Bence bu işin rengi bugün belli olur. Misimovic Schalke'ye gider.
Edit: Kime niyet kime kısmet, Misimovic Galatasaray'da!
Edit: Kime niyet kime kısmet, Misimovic Galatasaray'da!
25 Ağustos 2010
Attıkları Gole Sevinemeyenler: Gabriel Batistuta, İbrahim Akın ve Güven Varol
Akla gelen ilk adam Batistuta'dır. 10 sezon formasını giydiği Fiorentina'dan Roma'ya transfer olduğu sezon Fiorentina'ya attığı gol sonrası ağlayan adamdır. Teselli etmek Zago'ya düşmüştür.
Haftasonu benzer görüntüleri Beşiktaş - İBB maçında İbrahim Akın'ın, Ankaragücü - Manisaspor maçında Güven Varol'un eski takımlarına attıkları gol sonrası izledik. Manisaspor'lu taraftarların Güven'i alkışlamaları, bize futbolu neden sevdiğimizi hatırlattı. Maç sonunda Güven ile yapılan röportajı seyrederken benim gözlerim doldu, kim bilir Güven neler hissetmiştir.
Merseyside FC
Bundan daha iyi haber olamazdı Trabzon için. Liverpool'un adı Liverpool, ama Trabzon kadrosundaki isimler PES'teki çakma Liverpool olan "Merseyside FC"yi akla getiriyor. Hodgson 3-0'lık Man City hezimetinden sonra futbolcularına bu maçı unutmalarını söylemiş, ama unutulacak gibi değil. Liverpool, rakipleri 6-0'lık maçlar çıkarırken zor günler geçiriyor. Haftasonu, Chelsea'nin ilk hafta 6-0'la gönderdiği West Bromwich ile Anfield'da karşılaşacaklar. Torres ve Gerard'ın bu maçta oynamaları bekleniyor, ki Gerard'ın sırt ağrıları varmış, haftasonu oynayacak gibiyse ciddi birşey olmadığı belli. Burada açıkça Liverpool'un Trabzon'u hafife aldığını görüyorum. Trabzon'un turu geçmesi kesinlikle sürpriz değil.
Apertura ve Boca'nın Çöküşü
Apertura, Arjantin'in en zengin kulübü Boca'nın çöküşüne şahit oluyor.
Boca, geçen sezon vasat altı performans sergilemiş, hem Apertura'da (11.) hem de Clausura'da (16.) ilk 10'a dahi girememişti. Bunun üzerine sezon başında geçen sezonun Clausura şampiyonu Argentinos Juniors'un teknik direktorü Claudio Borghi takımın başına getirildi, 38 maçta 59 gol yiyen takımın defans hattı transfer döneminde yapılan takviyelerle güçlendirildi, Riquelme ve Palermo ile sözleşme uzatıldı. Bütün bunlara rağmen Boca ilk üç maçta sadece bir puan alabildi. Son maçlarında 20 sene sonra geçen sezon Arjantin 1. Ligi'ne yükselen All Boys takımına 2-0 yenildiler. Riquelme sakat, muhtemel 1 ay daha oynayamayacak. Palermo'nun fiziğinin ve yaşının verdiği hantallıkla belini döndüremediği açıkça gözüküyor. Geçen sezondan ders alınamamış olacak ki, Borghi 3-4-3'ten vazgeçmiyor. Basın Borghi'yi eleştiri yağmuruna tutuyor. Bu durum Boca'nın başına çok iş açacak gibi gözüküyor.
Banfield kendi sahasında ağırladığı Estudiantes ile 0-0 berabere kaldı ve bu iki takım da ilk puan kayıplarını yaşadı. Veron'lu Estudiantes de Boca gibi 3-4-3 dizilişi ile oynayan ve Banfield gibi 4-4-2 oynayan takımlara karşı zorlanan bir takım. Banfield ise geçtiğimiz sezon Apertura şampiyonu olmuştu. Estudiantes'in Clausura'da şampiyonluğu bir puanla kaybettiğini düşünürsek bu aslında şampiyonların maçıydı diyebiliriz. İki takım da kontrollü bir maç çıkardı, sonuçta maçın berabere ve alt bitmesi büyük bir sürpriz değil.
Haftaya müthiş derbi var. Boca ve Velez, La Bombonera'da karşılaşacaklar. Boca'nın son şansı, mağlubiyet kulübü karıştırır. Velez dediğim gibi zirvede, çok formdalar. Ne yapıp edip bu maçı bir yerlerden seyretmeli.
Haftaya müthiş derbi var. Boca ve Velez, La Bombonera'da karşılaşacaklar. Boca'nın son şansı, mağlubiyet kulübü karıştırır. Velez dediğim gibi zirvede, çok formdalar. Ne yapıp edip bu maçı bir yerlerden seyretmeli.
Gourcuff Lyon'da!
Fransa'nın yeni moda ikonu (!) yakışıklı Gourcuff (ki kendisi Taylor Swift'le berabermiş, ben de yeni öğrendim), 22 milyon Euro karşılığında Bordeaux'dan Lyon'a transfer oldu. Bordeaux'da Tigana'nın bu sene işi zor gibi. Takım geçen sene Blanc'ın mirasını yemişti, bu sene yiyecek miras da kalmadı artık. Lyon bu sezon Jimmy Briand ve Gourcuff'ten başka transfer yapmadı. Buna karşılık Mensah kiralık Sunderland'e, Piquionne bonservisiyle geçen sene Portsmouth'tan hocası Avram Grant'ın çalıştırdığı West Ham'a, yılların efsanesi Govou ise bedelsiz olarak Panathinaikos'a gitti. Marsilya'nın Gignac ve Remy transferlerinden sonra bu sezon Lyon ve Marsilya'nın şampiyonluk için çekişeceklerini, Bordeaux'nun ise bu yarışı biraz dışarıdan takip edeceğini söylemek yanlış olmaz.
Bir İhtimal Daha Var, O Da Misimovic Mi Dersin?
Wolfsburg, Diego için Juventus'a yaptığı 16 milyon Euro'luk teklifi 20 milyon Euro'ya çıkardı. Steve McClaren, Misimovic'in isteksizliğini görmüş olacak ki, Diego için yönetimi sıkıştırıyor. Juventus yaz döneminde orta saha ve forvete birçok transfer yaptı. Dünya kupasında İtalya formasıyla izlediğimiz forvet hattının her yerinde oynayabilen fundamentali gelişmiş Simone Pepe'yi Udinese'den satın alma opsiyonlu kiraladılar, Catania'dan yine bir forvet oyuncusu olan Uruguaylı Jorge Martinez'i 12 milyon Euro'ya aldılar, Krasic için CSKA'ya 15 milyon Euro verdiler ve en son Liverpool'dan Aquilani'yi kiraladılar. Bunların yanında geçen sezon Parma'da kiralık olarak iyi bir sezon geçiren Palermo'lu 23 yaşındaki Lanzafame'yi de kiralık olarak kadrolarına kattıklarını söyleyelim. Del Piero, Iaquinta ve Amauri gibi mevcut oyuncularıyla birlikte hücumda bu kadar çeşitli opsiyonları varken, üstelik transfere yüklü paralar harcamışken, Diego gibi 24,5 milyon Euro'ya alınan ve beklentilerin oldukça altında kalan bir oyuncu için 20 milyon Euro, Juventus için çölde vaha görmek olsa gerek.
Bu transferin gerçekleşmesi halinde Misimovic'e yol gözükecek. Devrede Galatasaray ile birlikte Schalke de var. Magath Baptista'yı istemedi, eski öğrencisi Misimovic'te ısrar ediyor. Misimovic Galatasaray gibi Schalke'nin de çok ihtiyacı olan bir oyuncu. Galatasaray'ın şansı az, Magath etkisi az buz değildir bu transferde.
Bu adamı Galatasaray'da görmek isteyenlerin başında kendimi sayabilirim. Misimovic, Lincoln'ü özleyen taraftarın yüreğine su serper. Lincoln derken, sorun çıkaran, deplasmanlara gitmek istemeyen, tatillerden geç dönen, psikolojisi sallanan Lincoln değil elbette, Skibbeli sezonun ilk yarısında seyrettiğimiz o muhteşem Lincoln'den bahsediyorum. Futbol zekası, oyun kurma becerisi ve yetenekleri üst düzey bir oyuncu Misimovic, tıpkı Lincoln gibi. Ama Lincoln'den daha iyi bir altyapısı var, ne de olsa Bayern'de yetişmiş ve bir Bosnalı olarak hayattan da gerekli dersleri almış. Komple bir hücum oyuncusudur ve Galatasaray'ın eksikliğini hissettiği yaratıcı oyun kurucu futbolcu için biçilmiş kaftandır.
Bu adamı Galatasaray'da görmek isteyenlerin başında kendimi sayabilirim. Misimovic, Lincoln'ü özleyen taraftarın yüreğine su serper. Lincoln derken, sorun çıkaran, deplasmanlara gitmek istemeyen, tatillerden geç dönen, psikolojisi sallanan Lincoln değil elbette, Skibbeli sezonun ilk yarısında seyrettiğimiz o muhteşem Lincoln'den bahsediyorum. Futbol zekası, oyun kurma becerisi ve yetenekleri üst düzey bir oyuncu Misimovic, tıpkı Lincoln gibi. Ama Lincoln'den daha iyi bir altyapısı var, ne de olsa Bayern'de yetişmiş ve bir Bosnalı olarak hayattan da gerekli dersleri almış. Komple bir hücum oyuncusudur ve Galatasaray'ın eksikliğini hissettiği yaratıcı oyun kurucu futbolcu için biçilmiş kaftandır.
Zvjezdan Misimovic'e Almanya'da ismi ile olan benzerliği sebebiyle "Zwetschge" diyorlar. Anlamı, mürdüm eriği.
23 Ağustos 2010
Galatasaray Gururla Sunar | Bir Orta Saha Üçlemesi: Mustafa Sarp, Barış Özbek, Ayhan Akman
Bir takım düşünün ki, orta sahadan topu ileriye taşıyacak adamı Mustafa Sarp.

Hayır, bu takım sıradan bir Anadolu takımı değil.
------------------
Modern futbolda temel unsur, topa mümkün olduğunca sahip olmaktır. Bu basittir. Fazla efor gerektirmez. Geriye oynarsın, yana oynarsın, top bir şekilde sende kalır, maç sonunda topa sahip olma oranlarına baktığında %60 - %65 top sende kalmıştır. Asıl zor olan ve efor gerektiren topu iyi ve etkili kullanabilmektir, yardımlaşabilmek ve bu sayede üçgenler, dörtgenler oluşturup baskı altındayken en dar alandan dahi topu çıkarabilmektir. Top sendeyken problemler azdır, tek dert etmen gereken onu nasıl ileriye taşıyacağındır. Bu da yumuşak ayaklara sahip, dikine veya kanatlara isabetli pas atabilen, yaratıcı adamlarla mümkündür. Orta sahada tek pas oynamak, topu, dolayısıyla rakibi koşturmak adına önemlidir. Sen olduğun yerde sadece ayağını sağa veya sola oynatırken rakip topun peşinden koşmakta ve yorulmaktadır. Yapılan tek paslar sonucu rakip sürekli blok halinde hareket ettiği için boş alanlar oluşacaktır. İşte yumuşak ayaklı adamlar da burada devreye girer, Onların işi topu boşalan alanlara en etkili biçimde atmak ve takım arkadaşlarını pozisyona sokmaktır.
Top rakipteyken işler biraz daha karışıktır. Rakibin düştüğü hataya düşüp arkada boş alanlar bırakmamak gerekir. Bu da biraz efor harcamak demektir. Pres bir ya da iki kişiyle yapılmaz, takım halinde yapılır. Aynı yere doğru yapılmaz, farklı adamlara doğru yapılır. İleri uçtaki adamınız rakibe pres yaparken, diğer adamlarınız pres altındaki rakibin pas atabileceği yerlere doğru koşular yapmalı, o bölgedeki rakip oyuncuları rahatsız etmelidirler. Bu sayede rakip takımın etkili top kullanması önlenmiş olur ve topu kazanma olasılığınız artar. Rakibiniz uzun top oynamayı tercih ediyorsa tek yapmanız gereken herşeye karşın kademeyi sağlam tutmak ve topun atıldığı bölgede en uzun boylu futbolcuyu bulundurduğunuzdan emin olmaktır.
Mustafa Sarp, Barış Özbek ve Ayhan Akman üçlüsünün yukarıdaki basit sistemi uygulama olasılığı sizce nedir?
Bardağı Taşıran Son Damlalar
Daha hazırlık kampında yaşanmıştı ilk şok. Fenerbahçe ile yapılan Dostluk Kupası karşılaşmasında rakibi 14. dakikada on kişi kalmasına rağmen topu bir türlü rakip kaleye sokamamış, üstüne üstlük bir de gol yemişti Galatasaray. Maç 1-0 kaybedilmiş, Galatasaray'ın bütün maç tek kale oynadığından bahsedilmiş, takım henüz hazır değil denmişti. Taratar da bu mağlubiyete fazla takılmamıştı, ne de olsa hazırlık maçıydı. Bu maçtan sonra takıma katılacak yeni yabancı transferler takımın gücüne güç katacak, Galatasaray sezon başladığında tamamen hazır hale gelmiş olacaktı.
Ardından sezonun ilk resmi maçı olan UEFA Avrupa Ligi ön eleme turu ilk karşılaşmasında Galatasaray 2-0 öne geçiyor, Avrupa kupalarında esamesi okunmayan OFK Belgrad takımına karşı sayısız gol pozisyonuna girmesine rağmen, son 10 dakikada 2 gol yiyerek 2-2 berabere kalıyordu. Takımın son 20 dakikadaki fiziksel çöküşü göze batıyordu, nitekim bu dönemde iki gol birden yenmiş olması takımın kondüsyon eksikliğini açıkça gözler önüne seriyordu. Bu maçta yeni transferlerden Serdar Özkan ve Mehmet Batdal ilk 11'de başlarken, Pino 58. dakikada Serdar Özkan'ın, Cana ise 82. dakikada Barış'ın yerine giriyordu.
İlk maçta yaşanan hayal kırıklığının ikinci maçta giderileceğini umarak televizyon başına geçtik. Maçı 5-1'lik skorla rahat kazanan Galatasaray, kendini sıkmadan girdiği gol pozisyonlarını değerlendirerek 5 gol atıyor, ancak kalesinde gördüğü pozisyonlarda tehlikeler yaşıyordu. Nitekim yine defans hatasından kaynaklanan bir gol gördü kalesinde. Defans yine alarm veriyor, takım yine son 20 dakikada sahada yürüyordu. Yeni transfer Lorik Cana 90 dakika forma giyerken, Pino, Serdar Özkan'ın yerine bu sefer 61. dakikada oyuna giriyordu. 30 dakikada sahada kalan ve sakatlanan Pino, 29 Temmuz'da oynanan bu maçtan sonra oynanan 3 resmi maçta da forma giyemeyecekti. Bu maçta sergilenen futbol birçok taraftarı memnun etmemişti, ancak skor ne de olsa 5-1'di ve futbolda kazanan her zaman haklıydı.
Ardından ligin ilk maçında Galatasaray Sivasspor ile deplasmada karşı karşıya geldi. Galatasaray maça hızlı başladı, golü erken buldu. Ama geçen sezonun kronikleşmiş galibiyeti koruyamama hastalığı nüksetti ve bağıra bağıra gelen iki gol ile Galatasaray karşılaşmadan 2-1 mağlup ayrıldı. Yeni transferlerden Ali Turan sağ bekte inanılmaz kötü bir performans sergilerken, Lorik Cana 72. dakikada yerini Milan Baros'a bırakıyordu. OFK maçından sonra bu maç da bize, geçen seneden beri takımda hem kadro hem de taktik anlamında hiçbir değişiklik olmadığını, bu sezon da Galatasaray'ı oldukça sancılı dönemlerin beklediğini gösteriyordu.
UEFA Avrupa Ligi Play-off karşılaşması ilk turunda rakibimiz Ukrayna temsilcisi Karpaty Lviv'di. Galatasaray taraftarının beklentisi maçın rahat bir skorla kazanılıp Sivas mağlubiyetini unutmak, Avrupa Ligi'nde gruplara kalmayı garantilemek ve Bursa maçı için moral deoplamaktı. Ancak beklenen olmadı. Dişli Lviv ilk yarıda 2-0'lık üstünlüğü sağladı. İlk yarı resmen sahada yürüyen Galatasaray yerine ikinci yarı arzulu ve savaşçı bir Galatasaray bulduk karşımızda. Başta Kewell ve Baros olmak üzere Arda, Ayhan ve Neill ile şahlanan Galatasaray, çok net 3 gol pozisyonunu kaçırmasına rağmen maçı 2-2'ye getirmeyi başarıyordu. İkinci yarıdaki futbolu, rakibe verilen bir net gol pozisyonu dışında istisnasız herkes beğeniyor ve bütün sezon boyunca Galatasaray'dan bu performansı bekliyordu. Bu karşılaşmada yeni transferlerden Ali Turan, Serdar Özkan ve Mehmet Batdal ilk 11 başlıyor, sakatlanan Mehmet Batdal ve Serdar Özkan'ın yerlerine sırasıyla 35. dakikada Baros ve 53. dakikada Barış oyuna giriyordu. Pino sakatlığı devam ettiği için, Cana ise maçtan önce yapılan idmanda dizinden sakatlandığı için bu maçta forma giyemedi.
Galatasaray için asıl belirleyici olan, 18 sezondur Ali Sami Yen'de yenilmediği geçen sezonun şampiyonu Bursaspor ile yapacağı karşılaşmaydı. Maça Galatasaray tıpkı Sivas maçı gibi hızlı başladı ancak yine defansta yaşanan adam paylaşımı sorunu ve dönen topun kazanılamaması ile, geçen sezon Bursa'nın en önemli silahlarından olan ve benim Elano'dan daha çok beğendiğim Ivan Ergiç Bursaspor'un ilk atağında golü buldu. Sonraki dakikalarda rakip kaleye yüklenen Galatasaray yine bir türlü gol atamıyordu. Bu kadar baskı sonucu gelmeyen gol ile Galatasaray'ın direnci kırıldı, futbolcuların yine son 20 dakikada ayakta duracak haleri kalmadı, üstüne ikinci gol geldi ve Galatasaray maçtan 2-0 mağlup ayrıldı. Galatasaray'ın %60'lık topla oynama yüzdesi, maç boyunca kullandığı 18 korner (rakip 3 korner) ve yaptığı 394 isabetli pas (rakip 230 pas) sonucu golü bir türlü bulamaması, ofansif organizasyonların yetersizliğini, takımdaki yaratıcı oyuncu, özellikle oyun kurucu eksikliğini ve son vuruşlarda yeterince etkili olunamadığını gösteriyordu. İşin kötüsü duran toplar dışında Galatasaray'ın pozisyonunun dahi olmamasıydı. Defans her zamanki gibi güven vermiyordu. Unutmadan, bu karşılaşmada yeni transferlerden sadece Ali Turan forma giydi, Cana ve Pino'nun tedavilerine ise hala devam ediliyor.
Yukarıdaki analizlerin en çarpıcı yanı, geçen seneden beri takımda değişen hiçbir şeyin olmadığının açık olarak görülmesi. Ne futbolcularda değişikliklik var, ne takım kurgusunda, ne yaşanan sıkıntılarda. Yapılan takviyelerin yeterli olup olmadıkları tartışılıyor, birçoğunun ilk 11'de oynayacak kapasiteye sahip olmadıkları, zira şu ana kadar oynanan maçlarda ya oynamadıkları ya da kötü performans sergiledikleri açıkça ortada Hal böyleyken geçen sezondan beri aksayan orta saha ve kaleye gerekli takviyeler bir türlü yapılamadı. Galatasaray'ın öne geçtikten sonra galibiyeti koruyamama hastalığına da çözüm bulunamamış gözüküyor. Geçen sene de çok can yakan duran toplar ve yan toplar için ekstra çalışma yapılmamış, bu sorun da çözülememiş. Takımın kondüsyonu da hala zayıf, 60. dakikadan sonra takımın eli beline gidiyor. Yani nereden bakarsanız bakın, Galatasaray geçen sezon kaldığı yerden devam ediyor, yine elle tutulur hiçbir şey yok.
Sorunlar o kadar fazlaki, basite indirgemek gerekirse UEFA Kupası ve Süper Kupa başarılarının sürdürülememesi, Galatasaray'ın 2000'lerin başından beri plansız, programsız ve vizyonsuz, günü kurtarmaya yönelik yönetilmesi sonucu gelinen nokta bu. Son 10 sene yapılan transferlere bakalım, kaç tanesi iz bırakmış, kaç tanesinden zarar edilmiş, ne kadar para harcanmış, bu oyuncuların takıma katkıları ne olmuş? Yönetim, Galatasaray'ın son on senesinden ve özellikle geçen sene yaşanan fiyaskodan sonra gerekli dersleri alamamış olacak ki, transferler sezon başlamış olmasına rağmen hala yapılabilmiş değil, geçen seneki kadro zaafiyeti hala devam ediyor, Rijkaard hala Mustafa Sarp, Barış, Ayhan orta sahasıyla oynamak zorunda bırakılıyor, kalede hala Aykut ve Ufuk oynuyor. Bu "ders almam, ders veririm, ben herşeyin en iyisini bilirim" tavırları, "Galatasaray'ımızı aydınlık günler bekliyor, tünelin sonundaki ışığı gördük" ilüzyonları, sürekli "transfer yapıldı yapılacak, 5 dakika içinde de olabilir, 5 sene içinde de olabilir, Galatasaray'da transfer bitmez" martavalları artık taraftarın da sabrını taşırmış durumda. Çok açık bir görüntü var: rakipleri Guti, Quaresma, Dia, Stoch, Niang, Insua, Jaja gibi adamlar almışken, Galatasaray taraftarı da transfer istiyor. Bu transfer taraftarlığı falan değil, taraftar takımın kalitesizliğinin farkında. Konu transfer olunca, transferden sorumlu tek yetkili olduğuna göre Adnan Sezgin'den başka bir yere gitmeye gerek yok. Haldun Üstünel gibi bir transfer sihirbazını tasfiye edip yerine getirilen Sezgin, ki hakkında Fenerbahçeli olduğundan tutun da, şike yaptığına, komisyoncu olduğuna, transferleri bilerek geciktirdiğine ve komisyon alamayacağı transferleri sabote ettiğine dair hakkında binbir türlü söylenti dolaşıyor, protesto edilmesin de kim edilsin? Şunu söylemek lazım, Adnan Polat, Adnan Sezgin'e bu kadar güvenmekle çok ince bir çizgi üzerinde yürüyor. Başarısız sonuçlar devam ederse, protestolar kısa süre sonra Adnan Sezgin'i göreve getiren Adnan Polat ve yönetimine de kayacaktır.
Bir parantez de Rijkaard ve Neeskens ikilisine açmak lazım. Bir kere taraftar bu ikiliyi çok seviyor. Galatasaray'ın daha iyi bir teknik ekip bulamayacağını düşünüyor. Bir bakıma haklı. Ancak Rij-Nees'in de hataları var. Takımın kaleci eksikliği bu kadar ortadayken ve Rijkaard'ın yönetimden kaleci alınmasını talep etmesi gerekirken, Aykut ve Ufuk'la devam edilmesi çok büyük bir hata bana kalırsa. Kaleci transferi bu zamana kadar olmadıysa bundan sonra olacak iş değil artık. Demek ki Rij-Nees, Aykut ve Ufuk ikilisinden oldukça memnun. İkincisi transfer konusunda oldukça pasif davrandılar, yönetimi bu konuda zorlayamadılar, geçen sezon çekilen sıkıntıları aktaramadılar. Koskoca Rijkaard'ın Galatasaray kulübünde transfer konusunda ağırlığı yok, Adnan Sezgin kimi alırsa, başka çaresi yokmuş gibi yetinecek. Şu ana kadar alınan hiçbir oyuncunun teknik kadro tarafından istenerek alındığını düşünmüyorum. Ha, ellerinde takımın kriterlerine uygun bir oyuncu listesi olup olmadığı da tartışılır. Üçüncüsü ve en önemlisi tüm rakipleri sezonu daha önce açmışken, Galatasaray'ın sezonu ancak 5 Temmuz'da açmış olması. Rijkaard balayındayken Neeskens Florya'da çalışmaya başlamıştı. O dönem futbolcuları toplayıp kondüsyon çalışmalarına başlanabilirdi. Bunun yapılmamasının sonucunu, son 20-30 dakikada futbolcularının sahada yürüyecek hallerinin kalmamasından çok net görülüyor. Galatasaray net olarak sakatlarıyla ve sağlıklılarıyla sezona hazır değil.
Galatasaray'ı bu sene çok zor günler bekliyor. Gidişat o kadar kötü ki, takımın ligin ikinci yarısında TT Arena'ya ilgi göstermemesi gibi bir ihtimal de var. Fenerbahçe ile yapılan Dostluk Kupası maçında başlayan ve en son Bursa maçı ile devam eden kötü gidiş, bardağı taşıran son damlalar artık. Karpaty maçında alınacak bir olumsuz sonuç ve arkasından Eskişehir deplasmanında kazanılamaması artık bardağı taşıracaktır. En kötü senaryoda Avrupa'dan elenmiş, ligde ilk 5'in dışında kalmış, transfer yapamamış Galatasaray'ı sezonun ikinci yarısında TT Arena'da izlemeye gidecek olan taraftara (ben dahil) Allah sabır versin diyorum.
Haftasonu
Kayserispor - KDÇ Karabük 1:0
Bayern Münih - Wolfsburg 2:1
Bayern Münih - Wolfsburg 2:1
Arsenal - Blackpool 6:0
Barcelona - Sevilla 4:0
Beşiktaş - İBB 0:2
Wigan Athletic - Chelsea 0:6
Fulham - Manchester United 2:2
Borussia Dortmund - Bayer Leverkusen 0:2
Galatasaray - Bursaspor 0:2
Cincinnati Masters:
Yarı Final: Mardy Fish - Andy Roddick 4-6, 7-6 (3), 6-1
Final: Roger Federer - Mardy Fish 6-7 (5), 7-6 (1), 6-4
Efes World Cup 9:
Türkiye - Lübnan 93:72
Arjantin - Kanada 79:64
Türkiye - Kanada 84:53
Global Community Cup Madrid:
ABD - Litvanya 77:61
ABD - İspanya 86:85
20 Ağustos 2010
Juve Muradına Erdi (Mi)?
Krasic 15 milyon Euro karşılığında Juventus'a transfer oldu. Aylardır yılan hikayesine dönen transfer için söylenecek fazla birşey yok aslında. Juventus taraftarları Nedved futbolu bırakmaya karar verdiğinden beri tarifsiz acılar içindeler ve onları tatmin edecek, içine düştükleri boşluktan kurtaracak adamın Krasic olduğunu düşündü Juventus'lu yöneticiler. Yoksa Liverpool'a gitmek için elinden gelen herşeyi yapan bir adamın peşinden 3 ay koşmak neden? Juventus için alınabilecek futbolcu mu kalmadı dünyada?
Krasic CSKA Moskova'ya ve Rusya Premier Ligi'ne fazla gelen bir oyuncuydu. Bu birkaç sene içinde Dzagoev için de geçerli olacak. CSKA da bu işleri iyi yapmaya başladı, ucuza malet, yetiştir, sat. Porto kadar değiller henüz, ama o potansiyelleri var. Yıllardır tüm transfer tekliflerine rağmen vazgeçemedikleri tek adam Akinfeev. Krasic için uzun bir sezon olacak. Bu sezon 14 resmi maçta oynadı bile. Önünde Juventus ile oynayacağı nereden baksanız 45-50 maç daha var. Bir sezonda en fazla resmi maç oynama rekoru kimde bilmiyorum ama bu gidişle Krasic bu rekoru kırmaya adaydır.
UEFA Avrupa Ligi Play-off Turu İlk Karşılaşması | Galatasaray:2 - Karpaty Lviv:2
Üzücü ama gerçek, skor birçok Galatasaray taraftarı için sürpriz olmadı. Maçtan önce kafalarda soru işaretleri vardı. Bunun sebebi rakibin kuvvetinden çok, takımdaki sakatların çokluğu ve mevcut kadro yapısı itibariyle takımın henüz sezona hazır olmamasından dolayı Galatasaray'ın oynadığı futbolun umut vermemesiydi elbette. Uzun boylu defans oyuncularından kurulu, sıkı defans yapan, gerektiğinde 11 kişi topun arkasına geçen, 90 dakika oyun disiplininden kopmayan, ani kontralar arayan bir rakip bekliyordum. Beklediğim de çıktı. Beklemediğim şey, Galatasaray'ın Sivasspor karşılaşmasından da kötü oynamasıydı. OFK maçındaki beraberlik gerçekten beklenmedik bir skordu belki, çünkü rakip Karpaty Lviv'den çok daha zayıf bir ekipti. Maçın ilk 75 dakikası tamamen domine eden ve sayısız gol kaçıran bir görüntüsü vardı Galatasaray'ın. O maçta 2-0 öne geçen de Galatasaray'dı, ancak son 10 dakikadaki konsantrasyon bozukluğu ve yorgunluk, şansızlık ve kaleci Aykut'un da hatalarıyla birlikte 2 gol olarak geri dönmüştü. Ancak dünkü maç tamamen bambaşka bir senaryoya sahne oldu.
Karşılaşmanın iki yarısı sanki iki farklı maç izledik. İlk yarı Karpaty Lviv dirençli başladı. Galatasaray topa sahip gözükmesine rağmen etkili pas yapamayınca pozisyona girmekte, hatta şut çekecek pozisyon bulmakta zorlandı. Benim aklıma 10-11 yaşlarında mahallede arkadaşlarla top çevirişimiz geldi bir ara. 10 yaşımızdaki aklımızla bile tek pas oynamaya çalışıyorduk, arkadaşına pas vermeden önce topa iki kere dokunan yanıyordu. Galatasaray'ın ilk yarıdaki top dolaştıran görüntüsünün bundan tek farkı, tek pas oynayamamasıydı. Orta sahadaki problem açık ve net: Mevcut futbolcular ne tek pas yapabiliyor, ne de etkili pas atabiliyorlar. Tek pas rakibi topun peşinden koşturmak ve boş alan yaratmak adına önemli. Topu alıp etrafında bir tur attıktan sonra rakip oyuncular etkin pres yapabilecekleri yerlerini almış oluyorlar ve sen artık en baştan başlamak, tekrar pas kurgusunu oturtmak zorunda kalıyorsun, çünkü takım arkadaşlarının pas alabilecekleri ve pozisyona girebilecekleri alanlar kapanmış oluyor. Karpaty'nin ilk golünden önce Ali Turan'ın kaçırdığı adama atılan pas gibi etkili pas da yapamadı, bu tip arapaslarını atacak fırsat bulmakta özellikle ilk yarı oldukça zorlandı Galatasaraylı futbolcular, ikinci yarı ise denemeler genelde başarısız oldu. Bir diğer husus ise defans oyuncularının kendi sahalarında çakılı kalmaları sonucu rakipten dönen topların toplanamaması sebebiyle Karpaty Lviv'e verilen kontralardı.
İlk yarı sonunda yükselen protestolar haklıydı. Aylardır yapılamayan transferler, satılan oyuncuların yerlerinin doldurulamaması ile sahadaki kadronun geçen seneki kadrodan dahi kötü hale gelmesi, bazı futbolcuların vasat altı performansları, yönetimden gelen tutarsız açıklamalar taraftarın da sabrını taşırdı doğal olarak. Yönetim, taraftarlarla büyük bir kumar oynuyor. Bu takım ligin ikinci yarısını TT Arena'da geçirecekse en çok ihtiyacı olan şey taraftar. Kısacası yönetim taraftarla barışık olmak, taraftara kulak vermek zorunda. Adnan Sezgin'i istifaya davet eden 20.000 kişinin bir bildiği vardır elbet.
Açık konuşmak gerekirse teknik-taktikten öte, Galatasaraylı futbolcular için psikolojik bir savaştı dünkü karşılaşma. Kendilerini ispat maçıydı. Çok gergin başladılar. Bu tip maçları kazanırsın, kaybedersin. Önemli olan sahada dirayetli ve onurlu kalmaktır işin sonunda. İlk yarı ne kadar eleştirirsek eleştirelim, boş. İkinci yarıdaki arzuyu, hırsı, duygu yoğunluğunu görmemek için kör olmak lazım. Başta Kewell ve Baros olmak üzere Arda, Neill ve dönem dönem Ayhan 'ın çabaları bu forma altında görmek istediğimiz performanslar. Bunlar dışında Mustafa Sarp'ın ve Barış'ın sınırlı yeteneklerine/yeteneksizliğine rağmen potansiyelini zorlama çabalarının da payı vardır elbet beraberliğin yakalanmasında. Ancak Hakan Balta ve Ali Turan'ın hayalkırıklığı yarattıklarını söylemek lazım. Çok değil, daha 4 gün önce Sivas karşısında sağ bekte tel tel dökülen Ali Turan'ın, göbekte oynamayacaksa kulübede oturması daha iyi olacak. İki golün de kendi kanadından gelmesi bir yana, kaçırdığı adamlar ve oyun içerisindeki ne yaptığını bilmez görüntüsü dahi bunu açık olarak gösterdi bize.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)














.jpg)
.jpg)











