6 Ocak 2011

Fırtınalı zamanlar

Eskisi kadar sevmediğin bir kadını bırakır gibi  bırakamazsın takımını. Onu terkedemez, yalnız bırakamazsın. Onun varlığı ve benliği içine işlemiştir bir kere.

Ama gerçek şu ki, duyulan sevgi ve bağlılık artabiliyor, azalabiliyor. Bu da günümüzde birçok kişi için spotif başarı ile paralel gidiyor ne yazık ki. Yürekten Galatasaraylı için asıl acı olanı kulübün değerlerinin sömürüldüğünü görmek, tarihinin değiştirildiğini görmektir. Çünkü biz bu takımı sevmekle ve desteklemekle yükümlüyüz, ama bu yolda önümüze çıkan birçok engeli de aşmak zorundayız. Rijkaard'ın kovulması ve en son yapılan Kazım transferinden sonra uğradığım hayalkırıklığını yapılacak bir transfer, atılacak goller, kazanılacak maçlar dahi onaramayacak. Ne zaman bu yönetim değişecek, bu sistem değişecek, gün gelecek ve devran dönecek, o zaman eskisi gibi olabileceğim. Bu süre içinde içimde hep bir burukluk kalacak, stada giderken belki de ayaklarım geri gidecek, televizyon karşısında belki de başka bir maça bakacağım bazen. Bunu engelleyemeyişimin sebebi de kulübe duyduğum sevgidir, bağlılıktır. Yoksa, günlük heyecanlarla bağlı olsam, "ne var ki" deyip geçer, Kazım'ı çok rahat kabullenebilir, arada bir mağlup olunca yönetim istifa diye bağırır, giderdim. Ama olmuyor, yapamıyorum. Bu bir çeşit ruh hastalığı olsa gerek, seni bu kadar üzen ve hayalkırıklığına uğratan birşeyi, bu kadar içten sevebilmek.

Ruhunu kaybeden, asla eskisi gibi olamaz. Ruhumuzu ve sevgimizi kaybetmememiz dileğiyle.

Gündemdeki Arjantinliler

Lucas Biglia

Her sezon bu adam bir şekilde gündeme gelir, gündemde kalır, gündemden çıkar. Neden böyle, bilmiyorum. Adnan Sezgin kaynaklı herhalde. Gören de adam dünya yıldızı ve 3 senedir peşinden koşuyoruz, kulübünü ve kendisini bir türlü ikna edemiyoruz zannedecek. Bir nevi hedef saptırma hareketi. Yoksa gerçekten Biglia ile ilgilenmiş olabileceğimizi düşünmüyorum.

Juan Culio

08/09'da ŞL maçlarını takip edenler bu adamın Roma'ya attığı iki golü hatırlar. Bu sene de Bayern'e bir golü var. Açıkçası takip etmediğimiz bir ligde oynuyor, ama ŞL maçlarından bildiğim kadarıyla göze batan, takımını sırtlayan türden bir adam değil, standart bir takım oyuncusu. Golcülüğünden çok asist sayılarıyla dikkat çekiyor. Faydalı olabilir. Ama ekonomik açıdan bakıldığında az maliyetli oluşuyla tam bir Adnan Sezgin transferi olduğunu söylemek lazım.
(15:01 - Update: Culio Galatasaray'da) 

Mauro Formica

Diğerlerine oranla genç ve daha hücumcu olması elbette bir avantaj. Stilini Kaka'ya benzetenler de var, ama daha çok Napoli'li Ezequiel Lavezzi'ye benzediğini söylüyorlar. Formica da tıpkı Lavezzi gibi klasik bir golcü değil, ama gol pozisyonuna girme veya pozisyon hazırlamada gayet başarılı. Arjantin liglerini 4-5 senedir takip ediyorum, birçok oyuncunun keşfedilip Avrupa'ya transfer olduğunu gördüm, beğendiğim birkaç tane adam hala Arjantin'de oynuyor. Ama Formica radarımın dışında kalmış bir oyuncu, açık söyleyeyim. Benim gördüğüm (ve araştırdığım) kadarıyla Lavezzi kadar hızlı değil, ama mücadeleci ve hırslı oluşu önemli bir artısı. Tekniği de vasatın üzerinde diyebilirim. Kendini geliştirebilirse ilerleyen senelerde transfer yapabilir gibi gözüküyor. Çok da fazla şey beklememek lazım. Bunu Carrusca fiyaskosuyla karşılaştıranlar var. Ama Carrusca ayrı bir dünyaydı yahu!

5 Ocak 2011

Çelişkiler içindeki Galatasaray

Çelişki. Galatasaray'ın içinde bulunduğu durumu en iyi açıklayan kelime bu. Yönetimin davranışları çelişkili. Teknik adamın icraatları çelişkili. Taraftarların bakış açısı çelişkili. Bu kadar çelişkinin olduğu yerde istikrar, başarı, huzur olması mümkün değil.

Önce yönetime bakmak lazım. Hatırlayın, Haldun Üstünel ve Cemal Özgörkey gibi iki değerli adamı Galatasaray geleneklerine tamamen ters bir şekilde istifaya sürükleyen iki sezondur süregelen görüş ayrılığının su yüzüne çıktığı en önemli olaylardan biri de Manisaspor mağlubiyetinden sonra yaşananlardı. Bunun üstüne ikinci başkanın divan kurulunda, şirket birleşmesini ben yaptım, demesi, başkanın buna gösterdiği tepki, zaten zayıf olan yönetim içindeki bağları kopma noktasına getirmiş gözüküyor. Öte yandan bir yönetim kurulu üyesi çıkıp, ben taraftar olsaydım, ben de yönetim istifa diye bağırırdım, diyebiliyor. Başkan ise futbol takımıyla ilgilenmektense, basın mensuplarına, kulüpler birliğine üye başkanlara stadı gezdirmekle uğraşıyor. Halen inşaat halinde olan ve 15 Ocak'taki açılışta taraftarın ne tür bir çile çekeceği ve hangi aksiliklerle karşılaşılacağı belli olmayan TT Arena'nın durumunda da pek bir farklılık yok. Stadyumdan sorumlu yönetim kurulu üyesi Mayıs 2011'de açılır kapanır çatının monte edileceğini söylüyor, başkan ise ertesi gün bunu Mayıs 2012 olarak değiştiriyor. Kısacası yönetimde bir fikir birliği, bir bütünlük kalmadığı açıkça görülüyor. Yönetim kendi içinde çelişiyor, bir tutarlılık ve istikrar sergileyemiyor.

Diğer yandan Misimovic gibi oldukça yüksek maliyetle transfer edilen, Almanya liginde iki sezon önce hiçbir şans verilmeyen Wolfsburg'un şampiyon olmasında önemli rol oynayan ve taraftarlarca senenin en iyi oyuncusu seçilen, Bundesliga'nın son iki sezondaki asist kralı adamı, sakız çiğnedi, idmanda lakayt davrandı, elimi sıkmadı, kulübeye gelmedi diyerek disiplinsiz olduğu gerekçesiyle kadro dışı bırakan Hagi, Türkiye'nin en sansasyonel ve en disiplinsiz futbolcularından birini kadrosunda görmek istiyor. Bu futbolcu Türk futboluna son üç senedir hiçbir şey vermemişken bu adama bel bağlayabiliyor. Hatta kendisiyle görüştüm, bana söz verdi vs. gibi son derece gereksiz ve Galatasaray büyüklüğüne yakışmayan, sanki bu oyuncuya muhtaçmışız havası yaratan açıklamaları da cabası. Buradaki çelişki yukarıdakinden daha önemli aslında, çünkü direkt olarak futbol takımının performansına etki eden bir durum söz konusu. Hal böyleyken Hagi'ye Misimovic konusunda hak veren birçok taraftar, Kazım gibi Fenerbahçe'de birçok nedenle sayısız kere kadro dışı bırakılan, hatta disiplinsizliklerinin tavan yaptığı dönemde takımdan uzaklaştırılarak başka takıma kiralanan bir adamın Fenerbahçe'den kovulur kovulmaz, yangından mal kaçırır gibi takıma katılmasını kabullenebiliyor. Ben de sormadan edemiyorum işte, nerede kaldı her fırsatta övündüğünüz Galatasaray'ın tarihi ve değerleri? 

İşin taraftar kısmına baktığımızda çelişkinin tavan yaptığını görmemek mümkün değil. Misimovic'i beğenirsin, beğenmezsin, o herkesin kendi bileceği iş. Ama kendisine yöneltilen eleştirileri bir hatırlayalım önce. Geriye dönüp baktığımızda, Misimovic'in aslında hiçbir zaman yerinde oynatılmadığını, yanında oynayan adamların Rijkaard tarafından kalitesiz olarak ifşa edilen ve üst üste iki pas yapmaktan aciz adamlar olduğunu, Baros sakatlandıktan sonra yerine ikinci bir adam koyamadığımız için birçok maçta sağ açık oyuncusu olan Pino veya Kewell'ı forvet olarak oynattığımızı görüyoruz. Misimovic'in ne pas alabileceği, ne de pas verebileceği futbolcularla oynatıldığı gerçeğini nasıl gözardı edebiliriz? Misimovic'i Bundesliga'da seyretmeden ve buradaki gerçek performansını görmeden kötü futbolcu olduğuna kanaat getiren futbol düşünürleri, Kazım'ın üç senelik performansı ortadayken katkı yapabileceği kehanetinde bulunabiliyorlarsa, kendilerine hayatlarında başarılar dilemekten başka birşey yok. 

Galatasaray'ı şampiyon kulüpler kupasında o muhteşem başarıyı yaşadığımız 1989 yılından beri izliyorum. Kulübün şimdiki kadar karışık olduğu hiçbir dönem hatırlamıyorum. Bunun sebebi Aziz Yıldırım'ın tesisleşme adına Fenerbahçe futbol takımını başarısızlığa ve istikrarsızlığa mahkum etmesinden adeta örnek alan Adnan Polat'ın, stadyum inşaatı, şirket birleşmesi, Riva arazisinin satılması gibi işlerle meşgul olup futbol takımına yeterli ilgiyi göstermemesinden kaynaklanıyor. Kendisinin de açıkladığı gibi, tüm yetki Hagi'ye verilmiş durumda. Hagi istediği kararları alabiliyor ve kimse buna ses çıkarmıyor. Bugün dünya üzerinde Magath veya 1996 model Fatih Terim gibi belli başlı adamlar dışında bu kadar geniş yetkiye sahip olan bir teknik direktör daha yok. Luis van Gaal'in üstünde bile bir Rummenige, Mourinho'nun üstünde bile bir Valdano var. 

Galatasaray tarihiyle, onu Galatasaray yapan değerleriyle, kültürüyle, gelenekleriyle, Baba Gündüzüyle, Metin Oktayıyla çelişiyor. Ne kadar acı değil mi? Eninde sonunda olan yine taraftara oluyor. Sana, bana, bize oluyor. Yönetimler ve futbolcular gelip geçici elbette. Adnan Polat'ı, Hagi'yi, Serdar Özkan'ı, Kazım'ı beş sene sonra kimse hatırlamayacak. Ama biz hep burdayız ve burada kalacağız.

Nasıl düşündüğün, kimi desteklediğin, kime hak verdiğin önemli değil. 

Asıl üzüntüyü biz yaşıyoruz. Hepimiz. 

4 Ocak 2011

İşler yaş sanırım...

Bizim başkan tur rehberliği yapadursun, elalem transferleri teker teker bitiriyor. Galatasaray için konuşulanlarsa Necati mi dersin, Kazım mı dersin? Yakında Cihan Haspolatlı ve Orhan Ak'ı da takibe alırsak şaşırmayacağım. Bunların dışında takımın sorunlarını çözecek bir adım atılmıyor. En az iki orta saha, bir forvet ve bir de defans lazım bu takıma. Asıl önemlisi kaleci. Kaleciye 5 milyon Euro bütçe ayırmaları lazım en azından. Yoksa işler sezonun ikinci yarısı da yaş...

3 Ocak 2011

Office Chart

Yeni yılın ilk iş gününe The'lı gruplar ile random bir giriş

The Coral - In the Morning
The Subways - With You
The Smiths - This Charming Man
The Courteeners - Cavorting
The Stone Roses - Ten Storey Love Song
The Beta Band - Squares
The Charlatans - Your Pure Soul
The Libertines - Music When The Lights Go Out