Ukrayna takımları zorludur, geçen senelerde Beşiktaş ve Galatasaray'ın oynadığı Metalist Kharkiv maçlarında gördük. Konuyla ilgili Sayın Mircea Lucescu'nun görüşlerine başvurmak farz oldu.
Karpaty geçen sezon Ukrayna Ligi'nde5. olarak UEFA Avrupa Ligi ön eleme turlarında mücadele etmeye hak kazandı. Bu sezon da oynadıkları 4 maçta 1 galibiyet, 2 beraberlik ve 1 mağlubiyetle 7. sıradalar. Bu haftasonu FC Arsenal ile oynayacaklar. Avurpa Ligi öneleme maçında Reykjavik ile eşleşmişlerdi. Deplasmanda 3-0, kendi evlerinde 3-2 kazandılar. Deplasman performansları iyi, ayrıca golcü de bir takımlar.
Turu geçeceğimize inanıyorum, Karpaty asla bizim ayarımızda bir takım değil. Ciddiyetle hazırlanıp, saha içerisinde disiplinli olursak, rahat eleriz. İlk maçın içeride olması da zayıf rakiplere karşı her zaman avantajdır.
6 Ağustos 2010
5 Ağustos 2010
OFK Belgrad: 1 Galatasaray:5
Rijkaard ilginç adam. Kendine bu kadar güvenen bir teknik direktörün takımın başında olması elbette önemli bir avantaj. Ne olursa olsun kendi bildiği doğrulardan şaşmıyor. Bu maçta Cana'yı orta sahaya monte etmesi ve ileride Kewell'ı oynatma tercihleri tartışmasız doğruydu. Maç sonunda da Cana'nın katkısının hakkını verdi. Açıkçası ben daha ofansif bir ileri dörtlü ile oynayacağını düşünmüştüm. Özellikle Arda ortada, Pino sağda, Kewell solda oynar, ileride de Batdal ile başlarız diye düşünüyordum. Ama Rijkaard bu, adama akıl verecek halimiz yok. Doğru tercihler yaptı, ama yapılacak transferlere göre sezon içerisinde Ayhan ve Serdar'ı daha az kullanacağını söyleyebilirim.
Maç ile ilgili fazla yoruma gerek yok. Rakip zayıf, köy takımı bile diyemeyeceğim, kimse kusura bakmasın. Üç takımımızdan en kolay kurayı Galatasaray çekmişti. İlk maçta büyük sürpriz yaptılar, belki de hayatlarının en başarılı skorunu aldılar. Bunun tamamen tesadüf olduğu, daha doğrusu kendi ellerimizle beraberliği hediye ettiğimiz bu maçta ortaya çıktı. Elini kolunu sallaya sallaya 5 gol atan Galatasaray, ilk maçta da zayıf rakibini 5'lemeliydi. Futbol tanrıları OFK'nın yanındaydı, son 10 dakika sendromu 2-2'lik skoru getirdi.
Peki bu maçta değişen neydi? Galatasaray'lı futbolcular işin ciddiyetini anladılar. Hata yapmamaları gerektiğinin farkındaydılar. İlk 25 dakikada 2-0 olması sürpriz değil. Sarp geçen sezon başındaki başarılı futbolunu tekrarladı ve bir gol bir asistle büyük katkı yaptı. Merak ettiğim şey, bu futbolunu bütün sezona yayıp yayamayacağı. Geçen sezon yaşadığı istikrar sıkıntısını bu sezon umarım yaşamaz. Bunu göreceğiz. Kewell'ın en büyük hayranıyım belki de. Bu takım için ne kadar kritik bir futbolcu olduğu çok açık. Futbol zekası ve bilgisi eşsiz. Kewell iyi olduğunda gol atamayacağı takım yok Galatasaray'ın. Bir iki şey de Batdal ve Pino için söylemeliyim. Batdal ilk maçta 4 gol de atabilirdi, şansı yanında değildi. Kaliteli bir forvet. Uzun boyu, topla arasının iyi olması, etrafında olan bitenin farkında olması, tekniğinin ortalamanın üstünde olması büyük avantaj. Ben Batdal'ın geç kalmış bir transfer olduğunu düşünüyorum. 3 sene önce alınsa şimdi belki de büyük bir transfer yapmıştı Avrupa'ya. Pino'nun kumaşının iyi olduğu da ortada. Ucuz maliyetli bir futbolcu olması önemli. Yetenekli, hızlı, fizik olarak kendini geliştirirse Serdar'ı keser, ilk 11'in değişmezi olur. Keita kadar katkı vermesi tamamen kendi elinde. Ancak takım oyunu açısından daha istekli olduğunu gösterdi.
Cana bu sezon takımın denge noktası olur. Arkada iyi işler yapıyor. Toparlayıcı bir oyuncu. Takıma uyum sağlaması açısından biraz daha zamana ihtiyacı var. Birkaç hafta sonra gerçek Cana'yı görebileceğimizi umuyorum. Birkaç söz de Aykut üzerine. Yediği golün tarifi yok. O kadar yavaş gelen topu hadi elinden kaçırsa tamam diyeceğim, ama dokunamadı bile. Çıkardığı toplar var elbette, ama OFK'nın direkten dönen şutunda da hazırlıksız ve önde yakalandığını düşünüyorum. Defans oyuncularına güven vermiyor, çıkıp çıkmamakta sürekli kararsız ve özellikle Servet'in dengesini bozuyor. Bırakın sezonu, maç içinde dahi istikrarsız. Sürekli arka planda kalmaktan kendine güveni azalmış. Aykut'la devam edilecekse kendisine sürekli destek verilmesi ve gerisinde hazır bir Ufuk'un olması şart. Rijkaard'ın çözmesi gereken sorunlardan biri de bu.
Galatasaray'ın kaleci sorunu
Böyle bir sorunu var mı Galatasaray'ın? Öncelikle son on yıla bakmak gerekiyor (öncesinde Simoviç'i unutmamak lazım). Taffarel ve Mondragon. Kalplerdeki yeri ikisinin de ayrıdır. Önlerinde oynayan savunmaya güven veren, hem yandan hem cepheden çok iyi, aynı zamanda çok iyi oyun kuran iki kaleciyle Galatasaray toplam 9 sezon çalıştı. Bu dönem kaleciler hiç tartışılmadı desek yeridir. Mondragon'un 2007'de takımdan ayrılmasıyla birlikte kaleci sorunu gündeme gelmeye başladı. İlk sezon Orkun ve Aykut'lu kadro 23 gol yiyerek şampiyon oldu. Buraya kadar herşey normal. Ertesi sene De Sanctis'li kadro 39 gol yiyerek 5. oldu. Geçen sene ise Leo Franco ve son haftalarda Aykut'lu kadro 35 gol yiyerek 3. oldu. Yenilen gollerde genelde defans oyuncuları ve defansif orta saha oyuncularının da payı vardır elbet, ama son iki sezondur bariz bir sorun var kalede. Bunun kaynağı da istikrarsızlıktan başka birşey değil. Hem kalede, hem defansta, hem de orta sahadaki istikrarsızlık. Sezon başı ortalama 37 gol, maç başına 1 golden fazla. Bu Galatasaray çapında bir kulüp için oldukça fazla. Şampiyon olmak için öncelikle 30'un altında gol yemek şart bu zamanda.
Peki mevcut kalecilerin durumu nedir? Aykut, Ufuk ve Emirhan bu yükü kaldırabilirler mi? Görünen o ki, kaldırmak zorundalar. Kaleci transferi geçen sezonun bitiminden beri hiçbir şekilde gündeme gelmedi. Yönetimin amacı Aykut ve Ufuk ile devam etmek, diğer bölgelere öncelikli olarak transfer yapmaktı. Bunu da uyguladılar. Kaleci transferi Galatasaray'ın gündeminde değil. Aykut'un güven vermediğini bütün dünya biliyor. Önünde oynayan arkadaşlarını da tedirgin ediyor. Yan topları çok ama çok zayıf. Neredeyse çizgiden hiç çıkmıyor. Aykut tek başına bütün sezonu çıkaramaz. Ufuk'un kalecilik yetenekleri Aykut'a oranla daha fazla. Onun da tecrübe eksiği var gibi gözükebilir ama iyi bir kaleci önsezileriyle ve refleksleriyle bu açığını kapatabilir. Örnekleri var. Bence kalede Ufuk tercih edilmeli, Aykut'a verilen şansların haddi hesabı yok ve hiçbirini iyi kullanamadı bana kalırsa. Ufuk tercihi Aykut tercihinden daha kötü sonuç vermeyecektir, hatta belki de Türk futbolu bir kaleci daha kazanacak, Ufuk uzun yıllar Galatasaray'ın kalesini koruyacak. Oynatmadan bilemezsin.
Inception

Aklıma gelmişken yazayım dedim. Christopher Nolan ustadan, ki kendisini Memento, Batman Begins, Prestige, Dark Knight gibi filmlerden hatırlarız, muhteşem bir film girdi vizyona: Inception. Burada uzun uzun anlatmak gereksiz olacak, mutlaka gidip görülmesi gereken bir film. Bazı arkadaşlarımdan Memento'nun daha iyi, Dark Knight'ın daha doyurucu olduğu gibi yorumlar duydum. Dark Knight'a Inception'dan daha iyi diyebilmek için öncelikle iki filmin de aynı yerde olması lazım. Dark Knight bir Batman filmi, diğer bir deyişle bir "comic book adaptation". Senaryo aşağı yukarı hazır, karakterler hazır, mekan hazır. Elbette emeğe saygımız var, muhteşem bir film Dark Knight. Memento ise Nolan'ın çaylak döneminde çektiği, filmin ana fikrinin kardeşi Jonathan'a ait olduğu ve senaryosunu ise kardeşiyle birlikte yazdığı bir film. Memento da çok iyi, belki de türünün en iyilerinden, ama Inception bambaşka birşey. Senaryosunu bile tek başına 10 senede tamamlamış Nolan üstad. En ufak ince ayrıntıyı düşünmüş, defalarca değişiklik yapmış, senelerce kenarda bekletmiş. Sonunda adamakıllı bir bütçe veren Warner Kardeşler tarafından film yapılmış. Bir kere senaryonun yanına yaklaşabilmek pek mümkün değil. Matrix gibi kült bir üçlemeyi dahi zorluyor kurgu açısından. Sonra oyuncular çok çok çok iyi. Zaten Joseph Gordon-Levitt'i beğenirdim ama bu filmde hakikaten çok iyi bir yardımcı rolü kesiyor. Leo abimiz ise Bar yengeyle işi ciddiye bindirdikten sonra iki muhteşem filme imza attı. Shutter Island da gayet iyi bir psikolojik gerilim filmiydi. Galiba Leo'nun yeni mecrası bu. Filmde Ken Watanabe'nin ufak çaplı bir şov yaptığını söylemem lazım. Cillian Murphy'nin karakteri biraz zayıf ve gariban kalmış olsa da sırıtmıyor. Görsel olarak da oldukça başarılı bir film. Bazı sahneler çekim tekniği açısından aklınızı başından alacak kadar şahane. Inception tek kelimeyle bir başyapıt. Nolan ustaya selam olsun. Yeni Batman filmini dört gözle bekliyoruz.
Genoa'nın transferleri
Genoa geçen seneden başlamıştı zaten iyi bir takım kurmaya. Milito, Bonucci, Motta ve Ferrari'yi toplam 50 milyon Euro'ya satmışlardı (bu arada Ferrari ve Motta'yı bonservis ödemeden 2008'de almışlardı, bir sene oynatıp sattılar, ikisinden kazandıkları para 15 milyon Euro!). Karşılığında Floccari, Acquafresca, Palacio ve Zapater'i almışlardı. Bu arada Rodrigo Palacio'ya kişisel bir hayranlık duyduğumu da saklamadan edemeyeceğim. Başka bir yazının konusu olsun şimdilik. Geçen sene çoğunlukla hücum oyuncusu almışlardı, bunun sıkıntısını çektiler ligde. Asıl bombaları bu sene patlattılar. Luca Toni (bonservissiz), Eduardo (Portekiz'in milli kalecisi, dünya kupasında 4 maçta da forma giydi, sadece 4,5 milyon Euro vermişler) ve Miguel Veloso'yu aldılar, son transferleri Rafinha da tuz biber olmuş resmen. Floccari'yi Roma'ya ve Zapater'i Sporting Lisbon'a geçen sene aldıkları fiyata vermişler (15 milyon Euro). AEK'dan 2008'de 3,5 milyon Euro'ya aldıkları Sokratis'i bu sene 7'ye Inter'e sattılar. Fakat senenin en bomba transferini bence Zuculini'yi kiralayarak yaptılar. Bu da ilginç bir transferdir. Hoffenheim, böylesine genç ve yetenekli bir oyuncusunu neden Genoa'ya kiralar bilmiyorum. Sözleşmesi ile ilgili de bilgim yok ama bu herhalde satış opsiyonlu bir kiralama olmalı. Yoksa Hoffenheim oyuncunun tecribe edinmesini isteseydi, Zuculini'yi bir Bundesliga takımına veya ilk 11 oynayabileceği başka bir takıma verebilirlerdi. Genoa 2007'de tekrar yükseldiği Serie A'da son üç sezonda 10., 5. ve geçtiğimiz sezon 9. bitirdi. Üç senedir bir şekilde yapılanmak istiyorlar, yıldızlarını satıyorlar, yerlerine iyi oyuncular almaya çalışıyorlar. Açıkçası bu sezon ilk 6 onlar için hayal değil. Geçen sezon zayıf olan defansif karakterini Rafinha, Eduardo ve Veloso ile gidermiş gibi gözüküyorlar. Özellikle İnter'e giden Sokratis yerine bir kaliteli stoper daha aldıkları takdirde şampiyonlar ligine katılabilecekleri bir derece alabilirler.
Rosicky ve Ledesma, Grella ve Polak, Elano
Galatasaray'ın geçtiğimiz sezon yaşadığı başarısızlıkta herkesin ufak ufak rolleri oldu. Kaleciden tutun, ki Leo Franco'nun başarısızlıktaki payı öyle çok da fazla değildir, defans, orta saha, her bölgede belli başlı problemler vardı. Kewell ve Baros'un sakatlanması asıl darbeyi vurmuşken, orta sahadaki muhteşem üçlünün düşük performansı ve özellikle Elano'nun vurdumduymaz, bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı tavırları, günümüz futbolunun en önemli bölgesi olan orta sahanın direncini de oldukça düşürmüştü. Böylece son 10-12 hafta civarı diğer etkenlerin de birleşmesiyle ortaya sıradan bir Anadolu takımının bile göstermeyeceği kadar kötü bir tablo çıktı.
Sorunun nerede olduğunun tespiti önemli. İstediğiniz kadar transfer yapın, eğer bazı sorunlarınız devam ediyorsa, başarısızlık kaçınılmaz. Geçen sezon takımdaki en büyük sorun orta sahadaki direnç ve istikrar eksikliğiydi. Bir maç Sarp, bir maç Barış, bir maç Mehmet Topal oynadı, neredeyse her maç farklı bir orta saha ile çıktı Rijkaard'ın Galatasaray'ı. Tabii oyuncular istikrar sağlayamadılar, zaten Elano dışındakilerin yetenekleri oldukça (hatta bayağı) sınırlıydı. Büyük bir futbol takımının orta sahası belki bir tane über-yeteneksiz orta saha futbolcusu kaldırabilir ama birden fazlası direnci düşürüyor. Pas hataları, top kayıpları, sağa sola deli danalar gibi koşarak harcanan efor ve maçın son on dakikasında neredeyse eli belinde gezecek kadar yorulan 3 orta saha oyuncusu. Puan kaybettiğimiz maçlarda yediğimiz gollerin birçoğunun son 10 dakikaya denk gelmesi bu açıdan bakıldığında bir tesadüften daha fazlası aslında.
Takım kurgusunda Rijkaard'ın elbette zaafları olmuştur. Orta sahanın istikrarsızlığı gibi, defans bloğu da birçok kez değişti. Servet Gökhan Zan ile başlayan stoper dizilişi, Hakan Balta ve Neill ile bitti. Arada Emre Aşık ve Emre Güngör de buraya girdiler. Caner'den sol bek yaratma çabaları da akıntıya karşı kürek çekmekten farksızdı. O Caner'i göbekli Santos'un yerine bile koymadı Young Boys maçlarında Aykut Kocaman. Kısacası takımın iskeletiyle bu kadar oynanmaması gerektiği ortada. Herkesin belli bölgesi vardır, maç içerisinde bu bölgeler değişir belki ama her maç farklı oyuncuları oynatmak, oyuncu kaliteniz düşükse ve ilk 11'inizle diğerleri arasında uçurum varsa, sportif intihardan farklı değil.
Elano, geçen sezon bende büyük hayal kırıklığı yarattı. Premier Lig'de bir orta saha oyuncusu için ortalamanın üstünde yeteneğe sahip, frikik ve uzaktan şutları etkili, milimetrik pas atabilen bir oyuncu olarak geldi Galatasaray'a. İstatistikleri de bu bilgileri doğruluyordu. Ama yanıldığımı sezonun ikinci yarısı gördüm; tahmin etmediğimiz bir şekilde Elano uyurgezer çıktı. Sahada koşmayan, mücadele etmeyen, topa girmeyen, etliye sütlüye karışmayan, arada denk gelirse "asist yapan adama asist yapan" bir görüntü çizdi. Gol ve asistlerinin toplamı iki elin parmaklarını geçmedi. İyi oynadığı maç sayısı daha azdır. Birçok insan Elano'nun yanına alınacak iki dirençli orta saha futbolcusu ile Elano'nun gerçek performansını sergileyeceğini düşünüyor ama bence burada bir mantık hatası var. Elano'nun Galatasaray'a gelmesindeki en önemli iki sebep Dünya Kupası'nda oynayabilmek için sürekli forma giyebileceği bir klüp olması ve kendisine hayatında bir daha göremeyeceği bir kontrat önerilmesiydi. Yoksa Türkiye Ligi ve özellikle Galatasaray'ın oyun karakteri ile Elano hiçbir zaman uymadı ve uymayacak.
Orta sahanın direncini artırmak adına alınan ilk futbolcu Lorik Cana. Fazla söze gerek yok, orta sahada tek başına dahi defansif olarak harikalar yaratabilecek bir futbolcu. Hırslı, agresif, karakterli ve inatçı. Kısacası pes etmeyi sevmeyen bir savaşçı, bir gladyatör. Tek başına dedik ama, mevcut oyuncularla değil tabii. Elano'nun büyük ihtimalle gideceğini düşünürsek, başlıktaki adamlardan en az ikisi bu takımda olmalı. Benim tercihim tabii ki Rosicky ve Ledesma olur.
Ledesma da tıpkı Cana gibi savaşçı özelliklere sahip. Özellikle Lazio forması ile oynadığı Roma maçlarında Arjantinlilerin kendilerine özgü başkaldırış kültüründen enstanteneler görebilirsiniz. Çok hızlı sayılmasa da pozisyon almasını bilen ve kolay kolay adam geçirmeyen bir futbolcu. Geçen sezonun ilk yarısı teknik direktörüne rest çektiği ve ayrılmak istediğini söylediği Lazio başkanı Claudio Lotito ile kavga ettiği için kadrodışı kalmıştı. Sezon arasında Inter'e kaçan Pandev'in de bu dönemde isyan bayrağını çektiğini düşünürsek, Lazio son yıllardaki düşüşünün bir sonucu olarak berbat bir futbol oynadı ve düşmesi muhtemel takımlar arasında gösteriliyordu. Sezonun ilk yarısı bittiğinde Lazio 15. sıradaydı ve ancak 4 galibiyet alabilmişti. Ancak sezonun ikinci yarısında, Capello'nun da eski kankalarından olan kurt hoca Edy Reja takımın başına getirildi. Yaptığı ilk iş Ledesma'yı ilk 11'e yerleştirmek oldu. İlk birkaç maç kondüsyon eksikliğinden zorlanır gibi görünse de Ledesma sezonun kalan bölümünde orta sahanın yükünü çeken oyuncu oldu. Lazio sezonu 12. sırada bitirdi. Sezon sonunda Lazio Serie A'da kalmayı başardıysa Reja ve Ledesma'nın katkısı büyüktür. Reja Ledesma'nın Lazio için ne anlama geldiğini biliyor ve bu yüzden gitmesine karşı. Geçen sezon Ledesma'yı kadro dışı bıraktıran başkan Claudio Lotito, bu sene Ledesma'ya 4 yıllık kontratı boşuna önermiyordur herhalde.
Rosicky ise başka bir hikaye. 2000'li yılların başından beri hayatımızda olan bir adam Rosicky. Dortmund'un 2001 yılındaki en son şampiyonluğunda ve aynı sene oynadığı UEFA Kupası finalinde kadrodaydı. Beş sezon boyunca formasını terlettiği Dortmund'un ekonomik durumunun kötüleşmesi ve klübün iflas etme noktasına gelmesi sonucu Arsenal'e satıldı. Dortmund'lu taraftarların Rosicky'nin gidişi sebebiyle yaşadıkları hayal kırıklığını bir taraftarın şu feryadı özetliyordu: "Babam ölseydi bu kadar üzülmezdim". Bir bildikleri varmış, Dortmund O'nun gidişinden beri iflah olmadı. Rosicky bir maestro. Adnan Polat'ın da dile getirdiği, takımın oyun kurucu eksikliğini giderebilecek bir üstad. Küçük Mozart lakabını sonuna kadar hakeden bir futbol bestecisi. Yaşadığı ağır sakatlığı ve geçirdiği ameliyatların etkisi üzerinden attığını, geçen sene oynadığı futbolla gösterdi. Hala %100 hazır değil açıkçası, 90 dakikayı çıkarabilir mi, soru işaretleri var. Ama 60 dakika dahi oynasa, sergileyeceği futbolu seyretmeye değecek.
Grella ve Polak hakkında ise söyleyecek pek sözüm yok. Grella'yı Blackburn maçlarından biliyorum, sert müdahaleleri dışında elle tutulur bir özelliği yok, o da nasıl bir özellikse tabii. İtalya'da oynarken seyretmemiştim ya da seyrettiğimi hatırlamıyorum, demek ki rakip oyuncuların bacaklarında bıraktığı izleri bende bırakamamış. Mustafa Sarp'tan bir gömlek aşağıda benim gözümde. Polak'ın da geçen sene dizindeki bütün bağları kopardığını düşünürsek, bu iki amcadan da cacık olmaz diyebiliriz.
Cana, Ledesma ve Rosicky'den oluşacak orta saha bu ligde iş yapar. Hepsi tecrübeli 27-30 yaşlarında, belli bir kariyerleri olan, herşeyden önemlisi nasıl futbol oynamaları gerektiğini bilen futbolcular. Ama öncelikle Ledesma ve Rosicky'nin resmi olarak açıklanması gerekecek. Bu akşam OFK maçından sonra gerçekten bir sürpriz olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum.
İlk Kayıt
Merhaba,
Okuyan okumayan herkese selamlar, saygılar.
Hergün onlarca blog okuyan ve oldukça eğlenen, çoğu zaman işinden gücünden olan ben, nihayet bir blog açmaya karar vermiş bulunuyorum. Şu andan itibaren vatana millete hayırlı olsun. Şimdilik blog oluşturma konusunda pek birşey bilmediğimden herşey oldukça basit ama zamanla interface ile ilgili düzenlemeler yaparım elbet.
Futbol, özellikle Galatasaray ağırlıklı yazılar yazmayı düşünüyorum. Arada modern kültür geçişleri de olacaktır tabii. Zamanımın çoğunu harcadığım işim ile ilgili ise pek konuşmak istemiyorum açıkçası. Eve iş getirmeyi sevmediğim gibi, bloga iş getirmeyi de sevmediğimi ve sevmeyeceğimi düşünüyorum, ama belli de olmaz bu işler. Belki bir iki meslekdaş çıkar da dertleşiriz.
Okuyan okumayan herkese selamlar, saygılar.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)